LİSE -1- COĞRAFYA LİSE -2- COĞRAFYA LİSE -3- COĞRAFYA LİSE -4 - COĞRAFYA LİSE -1/LİSE-2 ETKİNLİK LİSE-3/LİSE-4 ETKİNLİKLER
ÖSS HAZIRLIK VE TEST COĞRAFYA OYUN ANİMASYON MISIR PİRAMİTLERİ TÜRKİYENİN BÖLGELERİ KITALAR VE ÜLKELER GÜNEŞ SİSTEMİ VE GEZEGENLER
YILLIK PLAN ZÜMRELER VE SATRANÇ HARİTA ARŞİVİ DÜNYANIN YEDİ YENİ HARİKASI OKULUMUZ ATATURK LISESI COĞRAFYA VİDEO DERSLER LİSE 1-2-3-4 TARİH


COĞRAFYA PAYLAŞIM SİTEMİZE HOŞGELDİNİZ..SİTEMİZDE YER ALAN TÜM KONU BAŞLIKLARINI SAĞ TARAFTAKİ BÖLÜMDE BULABİLİRSİNİZ...SİTEMİZ HER TÜRLÜ KULLANIMA AÇIKTIR...

• 1/10/2008 - COĞRAFİ KONUM ,MATEMATİK KONUM,PARALEL VE MERİDYENLER

Kategori: LISE 1 COGRAFYA

COĞRAFİ KONUM,MATEMATİK KONUM,PARALEL VE MERİDYENLERİN ÖZELLİKLERİ,YEREL SAAT HESAPLAMALARI,SAAT DİLİMLERİ,ORTAK SAAT,TARİH DEĞİŞTİRME ÇİZGİSİ...

Coğrafi Konum

Herhangi bir yerin Dünya üzerinde bulunduğu alana coğrafi konum denir.

              

A. ÖZEL KONUM

Herhangi bir yeri diğer yerlerden ayıran, sahip olduğu kendine has özelliklerin tümüne özel konum denir. Özel konum, insanları, çevreyi, ülkelerin ekonomik ve politik durumunu çok yönlü etkiler. Dünya üzerinde, özel konum etkisine şu örnekler verilebilir:

Norveç, Japonya, İngiltere, İzlanda gibi deniz ve okyanuslara komşu ülkeler balıkçılıkta ileri gitmişlerdir.

Kuzeybatı Avrupa kıyıları, yüksek enlemlerde bulunmasına rağmen, Gulf - Stream sıcak su akıntısının etkisiyle ılıman bir iklime sahip olmuştur.

Orta Asya ve Orta Avrupa denizlere uzak olduğu için karasal bir iklime sahip olmuştur.

Kanarya, Havai, Kıbrıs, vb. adalar, deniz ve hava yollarının gelişmesiyle ikmal ve uğrak yeri haline gelmişlerdir. Buna bağlı olarak bu adaların önemi artmıştır.

Türkiye’nin Özel Konumu ve Sonuçları

Türkiye, Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarının birbirine en çok yaklaştığı yerde bulunur.

Farklı kültürlerin kurulduğu, Dünya’nın en eski kültür hazinelerine sahiptir.

Dünya’da en fazla petrol çıkaran ülkelere komşudur.

Üç tarafı denizlerle çevrilidir ve yeryüzü şekilleri çeşitlidir.

Karadeniz’i Akdeniz’e bağlayan İstanbul ve Çanakkale boğazlarına sahiptir.

Türkiye’nin ortalama yükseltisi fazladır. (Yaklaşık 1132 m)

Yükselti batıdan doğuya doğru gidildikçe artmaktadır.

Zengin yeraltı kaynaklarına sahiptir.

B. MATEMATİK KONUM

Herhangi bir yerin, Dünya üzerinde bulunduğu alanın, enlem ve boylam dereceleriyle belirtilmesine matematik konum denir.

                   

PARALEL (ENLEM)

Ekvator’a paralel olarak çizildiği varsayılan hayali çemberlere paralel denir.

Paralel çemberlerinin, Başlangıç paraleline (Ekvator) olan uzaklığının açı cinsinden değerine ise enlem denir. Enlem ve paralel birbirlerinin yerine kullanılırlar.

 

                               

Paralellerin Özellikleri

Ekvator’un 90 kuzeyinde, 90 da güneyinde olmak üzere, toplam 180 paralel bulunur.

Başlangıç paraleli Ekvator’dur.

En büyük paralel dairesi Ekvator’dur.

Ekvator’dan kutuplara doğru gidildikçe paralellerin boyları kısalır. Buna karşılık paralel numaraları büyür.

İki paralel arası uzaklığa bir enlem derecesi denir. Matematik konumu daha ayrıntılı olarak belirleyebilmek için, her paralel dairesi 60 dakikaya, her dakika 60 saniyeye bölünmüştür.

90° paralelleri nokta halindedir.

Paraleller birbirleriyle kesişmezler, birleşmezler.

Paraleller doğu - batı doğrultusunda uzanırlar.

Ekvator ile dönenceler arasında kalan enlemlere alçak enlemler, dönenceler ile kutup daireleri arasında kalan enlemlere orta enlemler, kutup daireleri ile kutup noktaları arasında kalan enlemlere de yüksek enlemler denir.

Ardışık iki paralel arası uzaklık yaklaşık olarak 111 km dir. Bu uzaklıktan yararlanarak kuzey güney doğrultusunda ve aynı meridyen üzerinde bulunan iki nokta arasındaki uzunluk hesaplanabilir.

 

Paraleller arası uzunluk işlemlerinde şu yol takip edilir:

Aralarında uzaklığı sorulan noktalar arasındaki enlem farkı bulunur. İstenilen merkezlerin her ikisi de aynı yarım kürede ise, numarası büyük paralelden küçük paralel çıkarılır. Farklı yarım küredeler ise paraleller toplanır.

Bulunan paralel farkı sabit uzaklık olan 111 ile çarpılır.

Enlemin Etkileri

Enlem; iklimi, güneş ışınlarının düşme açısını, sıcaklık dağılışını, denizlerin tuzluluk oranlarını, gece ile gündüz arasındaki zaman farkını, kalıcı kar sınırı yükseltisini, yerleşme ve tarım faaliyetlerinin sınırını, bitki örtüsü çeşitliliğini, toprak çeşidini, akarsu rejimlerini, tarım ürünleri çeşitliliğini, yerleşme biçimini, hayvanların dağılışını, vs. etkiler.

MERİDYEN (BOYLAM)

Bir kutuptan diğer kutba ulaşan, paralelleri dik açıyla kesen hayali yarım çemberlere meridyen denir.

Meridyenlerin, Başlangıç meridyenine (Greenwich) olan uzaklığının açı cinsinden değerine ise boylam denir. Meridyen ve boylam birbirlerinin yerine kullanılırlar.

                         

Meridyenlerin Özellikleri

Başlangıç meridyeninin 180 doğusunda, 180 de batısında olmak üzere, toplam 360 meridyen vardır.

Başlangıç meridyeni İngiltere’nin başkentindeki Greenwich istasyonundan geçen meridyendir.

İki meridyen arası uzaklığa bir boylam derecesi denir. Koordinatlarla bir yeri daha iyi belirleyebilmek için, her meridyen derecesi 60 dakikaya, her dakika 60 saniyeye bölünmüştür.

Ekvator üzerinde iki meridyen arası uzaklık 111 km dir. Kutuplara doğru gidildikçe bu uzaklık azalır. Türkiye üzerinde ise iki meridyen arası uzaklık, yaklaşık olarak 85 - 86 km dir.

Bütün meridyenlerin boyları birbirine eşittir.

Aynı meridyen üzerinde bulunan bütün noktaların (Güneş karşısından aynı anda geçtiklerinden) yerel saatleri aynıdır.

Meridyen dereceleri Greenwich’ten doğuya ve batıya gidildikçe büyür.

Meridyenler kuzey - güney doğrultusunda uzanır.

Bütün meridyenler kutuplarda birleşirler.

Meridyenler bir paralel boyunca birbirlerinden eşit uzaklıkta bulunurlar.

Ardışık iki meridyen arasındaki yerel saat farkı 4 dakikadır.

Boylamın Etkileri

Boylamın Dünya üzerindeki en belirgin etkisi, yerel saat farklarını oluşturmaktır.

YEREL SAAT

Herhangi bir yerde, Güneş’in en tepede olduğu ana ya da gölge boyunun en kısa olduğu ana öğle vakti denir. Öğle vakti gün ortasıdır ve saat 12.00 olarak kabul edilir. Buna göre ayarlanan saat dilimine yerel saat denir.

Yerel saat farkları, meridyenlerden faydalanılarak hesaplanabilir. Yerel saat hesaplarını yapabilmek için şunları öğrenmekte fayda vardır:

Aynı meridyen üzerinde bulunan bütün noktaların öğle vakitleri aynı anda olur ve yerel saatleri birbirine eşittir.

Aynı meridyen üzerinde bulunan noktaların yerel saatleri birbirine eşit olmasına rağmen (21 Mart ve 23 Eylül tarihleri hariç) Güneş’in doğma ve batma saatleri farklıdır. Bunun nedeni, Dünya ekseninin 23° 27' eğik olmasıdır.

                    

ORTAK SAAT (ULUSAL SAAT)

Çalışma hayatında, yerel saatlerin hepsini kullanmak mümkün değildir. Ticari ve ekonomik ilişkilerin kolaylaştırılması, haberleşme ve ulaşım hizmetlerinin hızlı ve düzenli bir şekilde yapılabilmesi için, yerel saatten farklı olarak, ortak saat ya da ulusal saat uygulamasına ihtiyaç duyulmuştur. Bu nedenle her ülkenin, kendisine en uygun meridyenin yerel saatini bütün ülke sınırlarında geçerli hale getirmesiyle oluşan saate ortak saat adı verilmektedir.

Doğu - batı doğrultusunda geniş olan ülkeler (A.B.D, Kanada, Çin, vb.) aynı anda birden çok ortak saat kullanırlar. Ancak doğu - batı yönünde dar olan ülkeler (Türkiye, İtalya, Bulgaristan, İspanya, vb.) ise aynı anda tek ortak saat kullanırlar.

Türkiye’de, 1978 yılına kadar, 2. saat diliminde yer alan 30° Doğu meridyeninin yerel saati ortak saat olarak kullanılmıştır. 1978 yılından sonra, güneş ışınlarından daha fazla yararlanarak enerji tasarrufu sağlamak amacıyla, ileri ve geri saat uygulamasına geçilmiştir. Şöyle ki;

Yaz döneminde 3. saat dilimine giren 45° Doğu meridyeninin yerel saati esas alınarak ileri saat uygulamasına geçilmiştir.

• Kış döneminde ise 2. saat dilimine giren 30° Doğu meridyeninin yerel saati esas alınarak geri saat uygulamasına geçilmektedir.

     

SAAT DİLİMLERİ (ULUSLARARASI SAAT)

Bilim ve tekniğin hızla gelişmesiyle ülkeler arası ekonomik ve siyasi ilişkilerin artması, buna bağlı olarak iletişimin hızlı olması uluslararası saatin doğmasına yol açmıştır. Bu sebeple saat dilimleri oluşturulmuştur. Dünya üzerinde 24 saat dilimi vardır.

 

TARİH DEĞİŞTİRME ÇİZGİSİ

Dünya’nın doğu ve batı yarım kürelerinin uç noktaları arasında bir günlük zaman farkı vardır. Bu nedenle, Başlangıç meridyeninin devamı olan 180° meridyeni, tarih değiştirme çizgisi olarak kabul edilmiştir.

 

180° boylamının batısına doğru gidildiğinde, Doğu Yarım Küre’ye geçildiği için, tarih 1 gün ileridir.

 

.

• 180° boylamının doğusuna doğru gidildiğinde, Batı Yarım Küre’ye geçildiği için, tarih 1 gün geridir.

ZAMAN PROBLEMLERİ

1. Yerel saat problemleri

Yerel saat problemlerinde şu yol takip edilir:

a. İstenilen merkezlerin her ikisi de Greenwich’in batısında ya da doğusunda ise, boylam numarası büyük olandan küçük olan çıkarılır. İstenilen merkezlerden birisi Greenwich’in doğusunda diğeri batısında ise boylamlar toplanır.

Buna göre;

Boylam farkı bulunur.

Bulunan boylam farkı sabit zaman farkı olan 4 ile çarpılarak yerel saat farkı hesaplanır.

b. Dünya batıdan doğuya doğru döner. Bu nedenle, doğuda yerel saat batıya göre daima ileridir. Batıda ise yerel saat doğuya göre daima geridir.

Buna göre;

Batıdaki bir noktanın yerel saati verilecek, doğudaki bir noktanın yerel saati sorulacak olursa, doğuda yerel saat daima ileri olacağından aradaki yerel saat farkı toplanır.

– Buna karşılık, doğudaki bir noktanın yerel saati verilir, batıdaki bir noktanın yerel saati sorulursa, batı daima geri kalacağından aradaki yerel saat farkı çıkarılır.

2. Güneş Problemleri

Güneş’in doğma ve batma saati ile ilgili problemlerde şu yol takip edilir:

a. Yerel saat problemlerinde anlatıldığı gibi iki nokta arasındaki yerel saat farkı bulunur.

b. Dünya, batıdan doğuya doğru döndüğü için, doğuda Güneş batıya göre daima erken doğar, batar. Batıda ise Güneş, doğuya göre daima geç doğar, batar.

Buna göre;

– Batıdaki bir noktada Güneş’in doğma saati verilir, doğudaki bir noktada Güneş’in doğma saati sorulursa, doğuda Güneş erken doğacağından aradaki yerel saat farkı çıkarılır.

– Eğer tersi sorulursa, batıda Güneş geç doğacağından aradaki yerel saat farkı toplanır.

TÜRKİYE’NİN MATEMATİK KONUMU VE SONUÇLARI

Türkiye, 36° - 42° Kuzey paralelleri ile 26° 45° Doğu meridyenleri arasında yer alır. Diğer bir ifadeyle, Türkiye Ekvator’un kuzeyinde ve Greenwich’in doğusunda bulunan bir ülkedir. Türkiye’nin matematik konumunun sonuçları şöylece sıralanabilir:

Doğu - batı istikametinde 76 dakika yerel saat farkı bulunur.

Aynı anda tek ortak saat kullanılır. Çünkü doğu - batı yönünde fazla geniş değildir.

Güneş ışınları hiçbir zaman dik açıyla gelmez.

İki meridyen arası uzaklık yaklaşık olarak 85 - 86 km dir.

Orta kuşakta yer alır.

Mevsimler belirgin olarak görülür.

Kışın cephesel yağışlar fazladır.

Güneyden kuzeye gidildikçe güneş ışınlarının geliş açısı küçülür.

Güneyden kuzeye gidildikçe cisimlerin gölge boyu uzar.

Güneyden kuzeye gidildikçe gece - gündüz süreleri arasındaki fark artar.

Kuzeyden esen rüzgârlar sıcaklığı düşürürken, güneyden esen rüzgârlar sıcaklığı yükseltir.

Dağların güney yamaçları daha sıcaktır. Buna bağlı olarak güney yamaçlarda yerleşmeler fazladır.

Bir cismin öğle vakti gölgesi daima kuzeydedir.

 

 

                                          Konu ile ilgili ayrıntılı notlara aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz...

                       http://www.e-cografya.com/dersnotu/lise1/dersnotu/cografikonum.pdf


Bu konu ile ilgili toplam 38 kişi yorum yapmış...

Siz de görüşlerinizi paylaşmak için tıklayınız...

Yorumlar (38)


• 5/9/2008 - HARİTALARDA YERYÜZÜ ŞEKİLLERİNİ GÖSTERME YÖNTEMİ

Kategori: LISE 1 COGRAFYA

HARİTALARDA YERYÜZÜ ŞEKİLLERİNİ GÖSTERME YÖNTEMLERİ

İZOHİPSLER VE ÖZELLİKLERİ,HARİTADA EĞİM HESAPLAMALARI PROFİL ÇIKARTMA...

 

1. Renklendirme Yöntemi

Fiziki haritalarda yeryüzü şekillerini daha belirgin gösterebilmek için yükselti basamakları renklerle ifade edilir. Renklendirme işlemi, aşağıdaki tabloda gösterildiği gibi olur:

Yükselti basamakları (m)

Kullanılan Renkler

0-200

Yeşil

200-500

Açık Yeşil

500-1000

Sarı

1000-1500

Turuncu

1500-2000

Açık Kahverengi

2000 ve üzeri

Koyu Kahverengi

Fiziki haritalarda beyaz renkler buzulları ya da kalıcı karları gösterirler. Göl, deniz ve okyanuslar ise mavi renkle gösterilmektedir. Mavinin tonu koyulaştıkça derinliğin arttığı anlaşılır. Renklendirme yöntemi, günümüzde en çok kullanılan yöntemlerdendir.

 

2. Gölgelendirme Yöntemi

Yerşekillerinin bir yönden ışıkla aydınlatıldığı düşünülür. Buna göre, ışık alan yerler açık, gölgede kalan yerler koyu renkte boyanır. Haritacılıkta daha çok yardımcı bir yöntem olarak kullanılır.

 

3. Tarama Yöntemi

 

Eğim ile orantılı olarak kalınlıkları artan çizgilerle yerşekilleri gösterilir.

                  

Tarama yönteminde, eğim fazla ise çizgiler kalın, kısa ve sık olur. Eğim az ise çizgiler ince, uzun ve seyrek olur. Düz alanlar ise taranmayarak boş bırakılır. Fazla kullanılmayan bir yöntemdir.

4. Kabartma Yöntemi

Yeryüzü şekillerinin belirli bir ölçek dahilinde küçültülerek oluşturulan maketleridir. Bu yöntem, yerşekillerinin gerçeğe en uygun olarak gösterilmesini sağlar. Ancak, kabartma haritaların yapılışı ve taşınması zor olduğundan kullanım alanı dardır.

5. İzohips (Eş yükselti) Yöntemi

Deniz seviyesinden itibaren aynı yükseklikteki noktaların birleştirilmesiyle elde edilen eğrilere izohips eğrileri denir.


her hangi bir arazi resmi


İzohips haritası

İzohipslerin özellikleri şunlardır:

  • İç içe kapalı eğrilerdir.
  • Yeryüzü şekillerinin yükseltilerini ve biçimlerini canlandırırlar.
  • Sıfır (0) m izohipsi deniz seviyesinden başlar. Kara ile denizin birleştiği deniz kıyısını düz bir çizgi halinde takip eder. Buna kıyı çizgisi adı verilir.
  • İzohips eğrileri dağ doruklarında nokta halini alır. Buralar zirve olarak tanımlanır.
  • İzohipsler yeryüzü şekillerinin kuşbakışı görünümünü belirler.
  • En geniş izohips halkası en alçak yeri, en dar izohips halkası ise en yüksek yeri gösterir.
  • Aynı izohips üzerinde bulunan bütün noktaların yükseltileri birbirine eşittir.
  • İki izohips eğrisi birbirini kesmez.
  • Birbirini çevrelemeyen komşu iki izohipsin yükseltileri aynıdır.
  • İzohipslerin sıklaştığı yerler eğimin arttığını, seyrekleştiği yerler ise eğimin azaldığını gösterir.
  • Çukurluklar, derinlik istikametinde ok işareti konularak gösterilir. (Krater, polye, obruk gibi)
  • Her izohips eğrisi kendisinden daha yüksek bir izohipsi çevreler. Ancak çukur yerlerde bunun tersi geçerlidir.
  • İki izohips eğrisi arasındaki yükselti farkına eküidistans (izohips aralığı) denir.
  • İzohipslerin sık geçtiği deniz kıyılarında kıta sahanlığı (şelfi) dar, seyrek geçtiği kıyılarda kıta sahanlığı geniştir. Başka bir ifade ile, alçak kıyılarda deniz sığ, yüksek kıyılarda deniz derindir.

                         

Kıyıdan 200 m. derinliğe kadar olan sahaya kıta sahanlığı (şelf alanı) denir. Yüksek kıyılarda şelf alanı dar (Karadeniz ve Akdeniz kıyıları), alçak kıyılarda şelf alanı geniştir. (Ege ve Marmara kıyıları)

 

• Deniz seviyesine göre aynı derinlikteki noktaların birleşmesi ile elde edilen çizgilere izobat (eş derinlik) eğrileri denir. Kıyı çizgisi, izohips ile izobat eğrilerinin başlangıç çizgisidir.

Özellikleri:

  • İç içe kapalı eğrilerdir.
  • En geniş izobat eğrisi derinliği en az olan yeri, en dar izobat eğrisi ise derinliği en fazla olan yeri gösterir.
  • İzobatların sıklaştığı yerlerde eğim artarken, seyrekleştiği yerlerde eğim azalır.
  • İzobat eğrileri arası, kıyıdan derinlere doğru açık maviden koyu maviye doğru renklendirilir.

İZOHİPS HARİTALARINDA BAZI YERYÜZÜ ŞEKİLLERİNİN GÖSTERİLME

1. Boyun

 Tepe ve sırtlar arasında nispeten alçakta kalan düzlüklerdir.

                            

2. Vadi

İzohipslerin zirveye doğru “  Ù  ” şeklinde girinti yaptıkları yerlerdir. Vadi yamacının eğimine göre “  Ù  ” şeklindeki girintinin biçimi de değişir. “  Ù  ” nin açık ağzı suyun akış yönünü, kapalı kısmı kaynak yönünü gösterir.

3. Sırt

İki yamacın birleştiği, su bölümü çizgisinin geçtiği sınırdır.

                         

 

4. Çanak (Kapalı Çukur)

Çevresine göre yükseltisi az olan sahalardır. Çanakların kolaylıkla tanınabilmesi için, eğim yönünde merkezi gösteren bir ok işareti konur.

                        

5. Kıyı Çizgisi

Deniz seviyesini gösteren sıfır metre eğrisidir.

6. Delta

Akarsuların denize döküldükleri yerlerde denize doğru uzanan, üçgen şeklindeki çıkıntılardır.

                       

 

HARİTALARDAN YARARLANMA

1. İzohips haritalarından profil çıkarma

Yeryüzü şekillerinin yandan görünüşüne (kesitine) profil denir. Profil şu şekilde çıkarılır:

  • Profili çıkarılacak olan noktaların arasına bir doğru çizilir.
  • Bu doğrunun kestiği izohipslerin yükselti değerleri, alt kısma çizilecek yükselti ölçeği ile kesiştirilir.
  • Kesişen noktalar birleştirildiğinde profil çıkarılmış olur.

Şu üç özellik kontrol edilerek profil bulunabilir.

a)Tepe sayısı          b) Eğim             c) Yükselti

2. İzobat haritalarından profil çıkarma

İzobat haritalarından profil çıkarma işleminde, aynen izohips haritalarından profil çıkarılırken izlenen yollar uygulanır.

3.Yükselti Bulma

İki izohips arasındaki yükselti farkı dikkate alınarak, yükseltisi bilinen yerden başlamak üzere izohipsleri sayarak, istenilen noktanın yükseltisi bulunabilir. İzohips aralığı sayısının, iki izohips arası yükselti farkına çarpımı, toplam yükseltiyi verir.

4. Yön bulma

Haritalar genellikle kuzey - güney istikametinde çizilirler. Bundan yararlanarak yön tayin edilebilir.

Ayrıca paralel ve meridyenlerden de yararlanılabilir. Bunun yanında harita üzerindeki yön okları da bize bu konuda bilgi verir.

5. Eğim bulma

Haritalardan yararlanarak, herhangi bir arazinin eğimi ölçülebilir. Herhangi iki noktanın yükselti farkının, yine aynı iki nokta arasındaki yatay mesafeye oranına eğim denir.

  • Yatay mesafe arttıkça, eğim azalır,
  • Yatay mesafe azaldıkça, eğim artar.

Eğim şu formülle bulunur:

EĞİM % :      h(yükselti farkı) X 100

                    -----------------------------

                       L(yatay uzaklık)

h = Yükselti farkı

L = İki nokta arasındaki yatay uzaklık.

 


Bu konu ile ilgili toplam 11 kişi yorum yapmış...

Siz de görüşlerinizi paylaşmak için tıklayınız...

Yorumlar (11)


• 6/4/2008 - AKARSULAR AKARSULARIN ÖZELLİKLERİ AŞINDIRMA VE BİRİKTİRME ŞEKİLL

Kategori: LISE 1 COGRAFYA
AKARSULARDA AŞINDIRMA BİRİKTİRME ŞEKİLLERİ...

Akarsuyun, içerisinden geçtiği yatağı kazması ve kopardığı parçacıkları taşıması olayına aşındırma denir. Akarsular kimyasal ve fiziksel (mekanik) yollarla aşındırma yaparlar.

1. Kimyasal aşındırma: Sıcaklığın yüksek olduğu zamanlarda veya sürekli sıcak bölgelerde, akarsuların geçtikleri yeri eritmesiyle yaptığı aşındırmadır.

 2. Fiziksel (Mekanik) aşındırma: Akarsular, eğime bağlı olarak kazandıkları güçle, yatağındaki kayaları parçalayarak aşındırır. Akarsular genelde fiziksel yolla aşındırma yaparlar.

Akarsuların fiziksel aşındırması üç şekilde olur.

a. Derine aşındırma: Akarsuların yatağını düşey doğrultuda ışındırarak, deniz seviyesine indirmeye çalışmasıdır.

b. Yana aşındırma: Akarsuların içlerindeki materyallerle birlikte, eğimin azaldığı yerde salınımlar yaparak, yanlara çarpması sonucu meydana gelen aşındırmadır.

c. Geriye aşındırma: Akarsularda su miktarı en çok ağız kısmında olur. Çünkü, bu kısımda akarsu bütün kollarından aldığı suyu taşır. Bu kesimdeki su fazlalığı nedeniyle, akarsular yataklarını, denize döküldükleri yerden başlayarak geriye doğru aşındırmaya başlarlar. Böylece aşınan nokta, kaynağa doğru kayar ve zamanla akarsu üzerindeki şelaleler ortadan kalkar. Buna geriye doğru aşındırma denir.

Geriye doğru aşındırma ile akarsular, çevredeki küçük akarsuları kollarıyla birlikte kendisine bağlar. Buna akarsu kapması veya kapma denir

Akarsular vadilerini kazıp derinleştirdikçe, yataklarının eğimi gittikçe azalır. Bu yüzden zamanla akış yavaşlar, aşındırma eski hızını kaybeder ve en sonunda hemen hemen sona erer. Akarsu yatağında artık, başlangıçtaki pürüzler, şelaleler ortadan kaldırılmış olur. Bu duruma erişen bir akarsuyun, ağzından kaynağına doğru uzanan profili iç bükey bir eğri halindedir. Buna denge profili denir.

                       

 Denge profiline ulaşmış bir akarsuda;

  • Yatak eğimi azalmıştır. Akış hızı azalmıştır.
  • Aşındırma gücü azalmıştır. Su potansiyeli azalmıştır.
  • Enerji üretimi için elverişsizdirler. Üzerinde ulaşım ve taşımacılık yapılabilir.

AKARSU AŞINIM ŞEKİLLERİ

1. Vadiler

a. Boğaz Vadi (Yarma Vadi): Yüksek dağ sıralarını enine yarıp geçen akarsular bu tür vadiler oluştururlar. Vadilerin yamaçları oldukça diktir ve vadi dardır.

                       

Türkiye'de, Kızılırmak, Yeşilırmak, Fırat, Sakarya, Seyhan ve Göksu nehirleri ile Zap suyu böyle vadilerden akarlar.

b. Kanyon Vadi: Yamaçlardaki farklı aşınma sonucu, basamaklı bir biçimde oluşan vadi tipidir. Yamaçlar oldukça dik ve derindir. Genellikle kolay aşınabilen kalın kalker tabakaları içerisinde oluşurlar.

                       

Kanyon vadiler, Türkiye’de pek yaygın değildir. Akdeniz Bölgesi’ndeki Göksu vadisinde kanyonlar görülür.

c. Çentik (Kertik) Vadi: Akarsu yatağında aşındırma derine doğru sürüyorsa “V” şekilli vadiler oluşur. Bu tür vadilere çentik vadi adı verilir.

                       

Çentik vadiler ülkemizde en yaygın olan vadi tipleridir. Dağlık alanlarda bu tür vadilere sıkça rastlanır.

d. Yatık yamaçlı vadi: Farklı aşınma sonucunda farklı yükseklikteki yamaçlara sahip olan vadi tipidir. Akarsu yatağının eğiminin azaldığı yerlerde görülür.

                       

e. Tabanlı vadi: Akarsu aşındırmasının ileri safhalarında oluşan vadi şeklidir. Vadi tabanı ova özelliği kazanır. Vadi yamaçları iyice yatıklaşır ve belirginliğini kaybeder.

                       

Türkiye’de özellikle Batı Anadolu’da bu tür vadiler yaygındır.

2. Menderesler

Akarsular, eğimlerinin azaldığı yerlerde kıvrılarak akarlar. Hem aşındırma, hem de biriktirme sonucunda, bu kıvrımlar daha da genişleyerek menderesleri oluştururlar.Hem aşındırma hem biriktirme şeklidir.

Mendereslerde yana aşındırma fazla olduğu için sık sık yatak değiştirirler. Ülkemizde, ovaların tabanlarında ve olgun vadilerdeki akarsular menderesler çizerek akarlar.

Menderesler oluşturan bir akarsuyun;

  • Yatak eğimi azalmıştır.    Akarsu hızı azalmıştır.
  • Uzunluğu artmıştır.                   Aşındırma gücü azalmıştır.
  • Biriktirme faaliyetleri yaygındır.

3. Kırgıbayır (Badlands)

Şiddetli yağmurların oluşturduğu selinti suları, bitki örtüsünün bulunmadığı ve kolay aşınabilen arazileri aşındırır.

Bunun sonucunda, arazi yüzeyi girintili çıkıntılı bir görüntü alır. Bu tür arazilere kırgıbayır adı verilir.

Kırgıbayır, özellikle sağanak yağışların görüldüğü, yarıkurak bölgelerde daha sık meydana gelir. Türkiye’de, İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde yaygındır.

4. Çağlayan ve Çavlanlar (Şelaleler)

Akarsu yataklarında, bazen bazı tabakalar aşınmaya karşı farklı direnç gösterirler. Bunun sonucunda da basamaklar oluşur. İşte, akarsuların bu basamaklardan akan kısımlarına çağlayan adı verilmektedir. Eğer basamaklar yüksekçe ve düşen su miktarı fazla ise, böyle kısımlar da çavlan veya şelale olarak isimlendirilir. Ülkemizdeki en tanınmışları, Manavgat Çağlayanı ile Düden, Muradiye ve Gürlevik şelaleleridir.

Çağlayan ve çavlanlarda suların yüksekten düştüğü kısım aşınırsa, derin oyuklar oluşur. Bu oyuklara dev kazanı adı verilir

5. Peribacaları

Volkanik arazilerde, selinti sularının, aşınmaya karşı farklı dirençteki tabakaları aşındırması sonucunda oluşan şekillerdir.Oluşumunda volkanik tüflü arazi,sel ve yağmur suları,bitki örtüsünün az olması ve rüzgar etkilidİR.

                       

Türkiye’de Nevşehir, Ürgüp, Göreme, Avanos çevresinde yaygındır.

6. Peneplen (Yontukdüz)

Akarsuların ve akarsularla birlikte diğer dış kuvvetlerin, yeryüzünü aşındırması sonucunda deniz seviyesinde hafif dalgalı düzlükler oluşur. Bunlara peneplen (yontukdüz) adı verilir.

Ülkemiz yeryüzü şekilleri IV. jeolojik zamanın başlarında toptan yükseldiği için, iç kısımlarda peneplen izlerini görmek mümkündür.

 AKARSULARDA BİRİKTİRME

Akarsuların biriktirme yapabilmesi için;

Eğimin azalması ,Suyun azalması

– Akarsu hızının azalması, Akarsu yükünün artması

gereklidir. Bu faktörler bir arada olunca, akarsuyun gücü azalır ve biriktirme başlar.

AKARSU BİRİKİM ŞEKİLLERİ

1. Birikinti Konileri ve Yelpazeleri

Dağ yamaçlarından düzlüğe inen akarsular, taşıdıkları materyalleri eğimin azaldığı yerlerde yarım koni şeklinde biriktirirler. Bunlara birikinti konisi denir.

                               

Akarsuların taşıdıkları maddeler ince ise, geniş bir alana yelpaze gibi yayılırlar. Bunlara da birikinti yelpazesi denir. Ülkemizde dağ eteklerinde, bu tip şekillere sıkça rastlanır.

2. Dağ Eteği Ovaları Dağ eteğinde, eğimin azaldığı yerlerde meydana gelen birikinti konileri ve yelpazelerinin zamanla yanlara doğru büyüyerek birleşmeleri sonucu oluşan ovalardır.

                               

Bursa ovası, Uludağ’ın eteğinde oluşmuş bir dağ eteği ovasıdır.

3. Dağ İçi Ovaları

Dağ içlerinde, eğimin azaldığı yerlerde, akarsuyun taşıdığı malzemeleri biriktirmesi sonucu oluşan düzlüklerdir. Engebeli ülkelerde daha fazla oluşur.

                                 

Malatya, Muş, Elazığ ovaları bu şekilde oluşmuşlardır.

4. Taban Seviyesi Ovaları

Akarsuların denize yaklaştıkları yerlerde taşıma gücü azdır. Böyle yerlerde akarsular, taşıdıkları malzemeleri biriktirirler ve ova yüzeyini alüvyal dolgu alanı haline getirirler. Böyle oluşan düzlüklere taban seviyesi ovası veya alüvyal taşkın ovası denir.

 

5. Delta Ovaları

Akarsuların taşıdıkları malzemeleri, deniz içerisinde biriktirmesi sonucu, üçgene benzeyen düzlükler meydana gelir. Bunlara delta ovası adı verilir.

Delta ovalarının oluşabilmesi için,

  • Akıntıların olmaması, Akarsu yükünün fazla olması
  • Gel - git genliğinin az olması ,Kıyının sığ olması gerekirTürkiye’de birçok delta ovası vardır. Başlıcaları Çukurova, Bafra ve Çarşamba ovalarıdır.
  •  6. Taraçalar (Sekiler) Aüvyal tabanlı vadi üzerindeki akarsuların, yeniden canlanarak, yatağını kazması sonucunda oluşan yüksekte kalmış eski vadi tabanlarıdır. Türkiye’de, çeşitli zamanlarda epirojenik hareketler görüldüğü için, vadiler boyunca taraçalar görülür.
  • 7. Kum Adacıkları

Akarsu eğiminin azaldığı ve yatağın genişlediği yerlerde, taşınan alüvyonlar ve kumlar küçük adacıklar şeklinde biriktirilir. Bunlara kum adacıkları dENİR.

 

 

Konu ile ilgili ayrıntılı notlar ve sorular için tıklayınız.

                                              http://www.dosya.cc/d__kuvvetler.pdf.html

 

Konuların devamı akarsular, buzullar ,dalga,ve diğerleri sitede yer alan konular bölümünde yer almaktadır...


Bu konu ile ilgili toplam 12 kişi yorum yapmış...

Siz de görüşlerinizi paylaşmak için tıklayınız...

Yorumlar (12)


• 6/4/2008 - TÜRKİYENİN AKARSULARI VE ÖZELLİKLERİ

Kategori: LISE 1 COGRAFYA

AKARSULAR ÖZELLİKLERİ,AŞINDIRMA VE BİRİKTİRME ŞEKİLLERİ...

               

      resimler kaynak: www.cografyatutkudur.com

Akarsularla İlgili Terimler

1.        Akarsu kaynağı: Akarsuyun doğduğu yerdir.

2.        Akarsu ağzı: Akarsuyun herhangi bir denize veya göle döküldüğü yerdir.

3.        Akarsu yatağı: Kaynakla ağız arasında uzanan, akarsuyun içinden aktığı çukurluktur.

4.        Akarsu vadisi: Akarsuların, içinde aktıkları yatağı aşındırmalarıyla ortaya çıkan çukurluktur.

5.        Akarsu havzası: Akarsuyun koları ile birlikte sularını topladığı alana denir

              

.Sularını denize uaştırabilen akarsulara açık havza denir.

Ancak, akarsular topladıkları suyu denize ulaştıramıyorsa, kara içinde bir göle dökülüyorsa veya yer altına sızıyorsa, bu tür akarsuların havzası kapalı havza dır.

6.        Su bölümü çizgisi: İki akarsu havzasını birbirinden ayıran sınırdır. Genellikle dağların doruk noktalarından geçerler.

                 

7.        Akarsu ağı (Akarsu drenajı): Akarsu havzası, içindeki kollarıyla birlikte bir ağ oluşturur. Buna akarsu ağı (drenajı) denir. Havzanın eğimi, yapıyı oluşturan taşların cinsi ve tabakaların özelliklerine göre, değişik tipte akarsu drenajları oluşur.

8.        Akarsu debisi (akımı): Akarsu yatağının, herhangi bir kesitinden geçen su miktarının m3/sn cinsinden değeridir.

9.        Akarsu rejimi: Akarsuyun yıl içerisindeki debi değişiklikleridir. Akım düzeni olarak da adlandırılır. Su seviyesinde fazla değişiklik olmayan akarsuların rejimleri düzenlidir. Aylara ve mevsimlere göre, seviye değişikliği fazla olan akarsuların rejimleri düzensizdir.

 

                                  DÜZENLİ                                                                                  DÜZENSİZ 

10.     Akarsu hızı: Akarsuyun birim zamanda aldığı yoldur (m/sn). Akarsu hızı muline denilen bir araçla ölçülür.

11.     Hız çizgisi: Akarsu hızının en fazla olduğu noktaları birleştiren çizgidir.

12.     Sürekli akarsu: Yatağında her zaman su bulunduran akarsudur.

13.     Geçici akarsu: Yatağında her zaman su bulundurmayan, bazen kuruyan akarsudur.

14.     Taban seviyesi: Akarsular aşındırmalarını derine, yana ve geriye doğru yaparlar. Hiçbir akarsu yatağını deniz seviyesinin daha altına kadar ışındıramaz. Bu seviyeye taban seviyesi denir.

15.     Yamaç gerilemesi: Özellikle nemli iklim bölgelerinde yamaçlar hem alttan, hem de sel sularıyla üstten aşınırlar. Bunun sonucunda yamaç gerilemesi olayı meydana gelir ve yamaç profili oluşur.  

TÜRKİYE’NİN AKARSULARI ,dÖKÜLDÜKLERİ DENİZLERE GÖRE AKARSULAR,AKARSULARIN REJİMLERİ VE HAVZALARI,

         Akarsuların genel özellikleri:

1-Akarsularımızın debisi yüksek değildir.

2-Akarsularımızın akış hızı yüksektir.

3-Akarsularımızın rejimi düzensizdir.

4-Bazı akarsularımız kaynağını dışarıdan alır. Asi, Meriç gibi.Bazı akarsularımız da Türkiye’de doğar,dışarıda denize dökülür.

         -Fırat, Dicle,Aras, Kura, Çoruh

5-Akarsularımızdan şu şekilde yararlanılır.

-İçme suyu

-Sulama

-Turizm

-Balıkçılık

-Enerji üretimi

6-Türkiye’nin yeryüzü şekilleri çeşitli olduğundan akarsu havzalarımız da farklı özellikler gösterir.

BAŞLICA AKARSULARIMIZ

1 Karadeniz’e dökülenler

Çoruh: Üç ana koldan doğar. Çoruh, Oltu, Tortum çayları. Bunlar Yusufeli’nde birleşerek Gürcistan’dan denize dökülür. Vadi derin ve akış hızı fazla  olduğu için Rafting sporları yapılır.

Harşit: Trabzon ve Gümüşhane dağlarından doğar.

Yeşilırmak: üç ana koldan doğar. Kelkit; Erzincan dağlarından doğar. Erbaa,Niksar ovasına gelir, Burada Sivas’tan diğer Yeşilırmak ile birleşir. Çarşamba’dan Denize dökülür.

Kızılırmak: İç ve Doğu Anadolu’dan kaynağını alır. En uzun kolu Sivas’tan doğar. İç Anadolu’da iç bükey bir yay çizer. Devrez Çayı ve Gökırmak ile birleşir. Daha sonra Bafra’dan denize dökülür.

Bartın çayı: Küre dağlarından doğar. Taşımacılık yapılır.

Yenice: Üç ana koldan oluşur. Aras suyu ve Ulusu ile Bolu’dan geçer Büyüksu ile birleşir. Devrek’ten denize dökülür.

Sakarya: Porsck Çayı ile Kısmir Çayı birleşerek Sakarya’yı oluşturur. Daha sonra Pamuk ovada Göksu ile birleşir ve Adapazarı’na ulaşır.

Marmara Denize Dökülenler  :

Susurluk: İç Batı Anadolu’da Şaphane Dağlarında doğar. Nilüfer çayıyla birleşerek Marmara’ya dökülür.

                Ayrıca : Gönen ve Karabaş çayları vardır.

Ege Denizine Dökülenler:

Meriç: Türkiye-Yunanistan sınırını oluşturur. Bulgaristan’da Rodop dağlarından doğar.Ege denizine dökülür.

Bakırçay: aynı adı taşıyan graben boyunca akar.

Gediz: Kütahya’daki  Murat dağından doğar. İzmir körfezinin kuzeybatısından dökülür. Alaşehir ve Kumçayı ile birleşir.

K.Menderes: Bozdağlardan doğar. Kuşadası körfezinden denize dökülür.

B.Menderes: Kaynağını İçbatı Anadolu dağlarından alır .

Akdenize dökülenler:

Aksu: Eğridir Gölü ve Davras dağlarından kaynağını alır, Antalya’dan denize dökülür.

Manavgat: Karstik kaynaklarla beslenir. Kanyon vadileri içerisinde akar. Manavgat’tan denize  dökülür.

Göksu: Taşeli platosundan iki kol halinde doğar. Kanyon vadilerden akar. Ermenek çayı ile birleşerek Akdeniz’e dökülür.

Seyhan: Aladağ ve Bolkar dağlarından doğar. Çakıtçayı ve Tahtalı dağlarından doğan Göksu ile birleşir.

Ceyhan: Elbistan havzasını çevreleyen dağlardan kaynağını alan Ceyhan, Maraş’taki Aksu çayı ile birleşir. Çukurova’ya ulaşır ve İskenderun körfezinden denize dökülür.

 

 

 

Basra körfezine dökülenler:

                    

                         FIRAT:

 Erzurum dağlarından doğar, Karasu ile Karasu ve Aras Dağlarından doğan Murat kollarından oluşur.bu iki kol Keban barajına dökülür ve Barajdan çıktıktan sonra Fırat adını alır. Daha sonra Suriye ve Irak’tan geçerek Dicle ile birleşir. Şat-ül Arap adı altında dökülür.

                         DİCLE:

 Bitlis Dağlarının güney yamaçlarından doğar. Türkiye-Suriye sınırını oluşturur ve Irak topraklarına girer. Fırat’la birleşir ve Basra Körfezine dökülür. En önemli kolu Yüksekova’dan kaynağını alan Zapsuyu’dur.

Hazar Denizine Dökülenler:

                              

                 KURA:

Yalnızçam ve Allahûekber dağlarından doğar. Ardahan’ı geçtikten sonra Gürcistan’a girer, Aras ile birleşerek Hazar’a dökülür.

                      ARAS:

 Palandöken ve Kargapazarı dağlarından doğar. Iğdır ovasında, Çıldır Gölünden kaynağını alan Arpaçay ile birleşir ve ülkemizi terk ederek Kura ile birleşir.

AKARSU HAVZALARIMIZ

a) İç Anadolu Kapalı Havzaları:

1-Afyon, Akarcay havzası: Güneyde sultan dağları, Kuzeyde Emir dağları, kütlesi arasında çökme sonucu oluşmuş içinde Karamuk, Akşehir ve Eber göllerinin bulunduğu havzadır. Eber gölünün suları Akşehir’e dökülür. Akşehir’in suyu tuzlu, Eber’in suyu tatlıdır. Karamuk gölünün suları, bir düden vasıtasıyla Eğirdir gölüne dökülür.

2-Konya kapalı Havzası: Güneyde Toros dağları, kuzeyde Obruk platosu ile çevrilidir. Bu havzada Beyşehir gölünden gelen Çarşamba suyu dökülür. Bu havzaya dökülen akarsular, tuzlu bataklıkları besler.

3-Tuzgölü havzası: Tuzgölü çevresi, çökme sunucu oluşmuştur. Havzanın çevresindeki yüksek sahalardan gelen kısa boylu akarsular. Tuz gölüne dökülür.

 

b) Göller Yöresi Kapalı Havzaları:

1-Burdur gölü havzası: Çevreden gelen bir çok geçici akarsu ile, Tefenni ovasından gelen Eren çayı dökülür.

2-Acıgöl Havzası:Doğudaki Söğüt dağlarından kaynağını alan geçici akarsular dökülür.

Not: Göller yöresinde ayrıca Salda, Yarışlı, Burak ve Kestel gölleri kapalı havza özelliği taşır.

c) Van kapalı havzası:

Van gölünün güneyinde Bitlis, kuzeyinde ise volkanik dağlar uzanır. Van gölü, Nemrut dağından çıkan lavlar sonucu oluşmuştur. Van gölünün suyu sodalıdır.

AKARSULARIMIZIN REJİMLERİ:

Akarsu rejimi: Akarsuyun debisinin yıl içersinde gösterdiği alçalma yükselme halindeki seviye değişikliğidir.

Akarsuyun debisi: Akarsuyun her hangi bir yerindeki enine kesitinden 1sn’yede gecen su miktarına debi denir.

                Debiye etki eden faktörler:

1) İklim (yağış sıcaklığı)

2) Bitki örtüsü

3) Havzadaki büyük kaynaklar ve yer altı suları

4) Yatağın geçirimliliği

5) Dağlardaki kar kalınlığı

6) Göller

7) İnsan

                 Rejime etki eden faktörler

1) Yağış rejimi

2) Yağış biçimi

3) Akarsu kaynağı

4) Sıcaklık ve buharlaşma

5) Havzanın genişliği

6) Arazinin şekli ve eğimi

AKARSU REJİM TİPLERİ

a) Yağmur Suları İle Beslenen Akarsular: Akdeniz ikliminin görüldüğü yerlerde, akarsularda yazın seviye düşmesi, kışında seviye yükselmesi görülür. Karstik kaynaklarla beslenen akarsularda, seviye düşmesi fazla olmaz. Akdeniz akarsu rejimi, barajın olmadığı akarsu veya kolunda görülür. Örnek: Baraj olan

Seyhan-Ceyhan-Gediz-Manavgat gibi akarsular doğal özelliğini kaybetmiştir.

b) Kar ve Buz Suları İle Beslenenler: Bu rejim, yağışın büyük bölümünün kar şeklinde düştüğü yüksek dağlardan kaynağını alan akarsularda görülür. Örnek: D. Karadeniz ve D. Anadolu akarsuları. Bu tip akarsularda, akım seviyesi Mart- Ağustos arasında yükselir, kışın düşer.

c) Kaynak sularıyla beslenenler: Örnek: Manavgat ve Köprücay’dır.

d) Gölden çıkan akarsular:

                 1-Beyşehir gölünden çıkan ve Konya arazisini sulayan Çarşamba suyu

                 2-Eğirdir gölünden çıkan Kovada çayı.

                 3-Manyas gölüne ulaşıp, tekrar gölden çıkan Koçaçay

                 4-Ulubat gölünü ulaşıp tekrar gölden çıkan Kemalpaşa- Orhaneli

                 5-Erzurum ovasının doğu ve güneyindeki bataklık ve göllerden çıkan Karasu

                 6-Çıldır gölünden çıkan Arpaçay

e) Karma rejimli akarsular: Ülkemizdeki büyük akarsulardan Kızılırmak, Yeşilırmak, Sakarya, Fırat ve Dicle önemli karma rejimli akarsulardandır.bu tür akarsular, farklı iklim bölgelerinden beslenir.


Bu konu ile ilgili toplam 19 kişi yorum yapmış...

Siz de görüşlerinizi paylaşmak için tıklayınız...

Yorumlar (19)


• 3/12/2007 - DÜNYANIN ŞEKLİ HAREKETLERİ ve SONUÇLARI...

Kategori: LISE 1 COGRAFYA

DÜNYANIN  ŞEKLİ VE HAREKETLERİ (Günlük ve yıllık hareket sonuçları eksen eğikliği,mevsimler...

A. DÜNYA’NIN ŞEKLİ

Dünya, kutuplardan hafifçe basık, Ekvator’dan şişkin kendine has bir şekle sahiptir. Buna geoit denir. Dünya’nın geoit şekli, kendi ekseni etrafında dönüşü sırasında oluşan, merkez kaç kuvvetiyle savrulması sonucu meydana gelmiştir.

                                                                                                                                                                

                            

 

Dünya’nın Şeklinin Sonuçları

Ekvator’un uzunluğu tam bir meridyen dairesinin uzunluğundan daha fazladır.

Ekvator yarıçapı, kutuplar yarıçapına göre 21 km daha uzundur.

Dünya’nın şeklinden dolayı, güneş ışınları yeryüzüne farklı açılarla düşer.

Sıcaklık dağılışını etkiler. Ekvator’dan kutuplara doğru gidildikçe sıcaklık değerleri düşer.

Dünya’nın şeklinden dolayı, Dünya’nın bir yarısı karanlıkken diğer yarısı aydınlıktır. Aydınlanma çizgisi daire biçiminde olur. Buna aydınlanma çemberi de denir.

Kutuplar, Dünya’nın merkezine (Ekvator’a göre) daha yakındır. Bunun sonucu olarak, yerçekimi Ekvator’da az, kutuplarda daha fazladır.

Dünya’nın kendi ekseni etrafındaki dönüş hızı Ekvator’dan kutuplara gidildikçe azalır.

Ekvator’dan kutuplara gidildikçe, paralel boyları ve meridyenler arası mesafe azalır.

Dünya’nın şeklinden dolayı, harita çizimlerinde hatalar meydana gelir.

Kutup yıldızının görünüm açısı bulunduğumuz yerin enlem derecesini verir.

B. DÜNYA’NIN HAREKETLERİ

1. Dünya’nın Kendi Ekseni Etrafında Dönmesi (Günlük Hareket)

Dünya kendi ekseni etrafındaki dönüşünü, batıdan doğuya doğru 24 saatte tamamlar. Buna 1 gün denir.

Dünya, kendi ekseni etrafında atmosfer ile birlikte döndüğü için bu dönüş hissedilmez. Dünya’nın kendi ekseni etrafındaki hızı en fazla Ekvator üzerindedir. Bu hız saatte 1670 km/saattir. Kutuplar     da dır.        

Dünya’nın Kendi Ekseni Etrafındaki Dönüşünün Sonuçları

Gece ve gündüz birbirini takip eder.

Güneş ışınlarının günlük geliş açıları değişir.

Günlük sıcaklık farkları meydana gelir. Bunun sonucunda;

Fiziksel çözülme oluşur.

Günlük basınç farkları oluşur.

Meltem rüzgârları oluşur.

Merkez kaç kuvveti meydana gelir. Bunun sonucunda;

Sürekli rüzgârların (Alize, Batı, Kutup) yönlerinde sapmalar meydana gelir.

– Okyanus akıntıları (Gulf - stream, Labrador, vs.) halkalar oluşturur ve yönlerinde sapmalar olur.

Yerel saat farkları meydana gelir.

Cisimlerin gün içindeki gölge uzunlukları değişir.

Güneş doğuda erken doğar, batar ve batıda geç doğar, batar.

Dinamik basınç kuşakları meydana gelir.

2. Dünya’nın Güneş Etrafında Dönmesi (Yıllık Hareket)

Dünya, kendi ekseni etrafındaki günlük dönüşünü sürdürürken, bir yandan da Güneş’in çevresinde dolanır. Dünya, Güneş etrafındaki dönüşünü elips şeklindeki bir yörünge üzerinde 365 gün 6 saatte tamamlar. Buna 1 yıl denir.

Dünya, 939 milyon km lik yörüngesi üzerinde saatte 108 bin km. hızla hareket eder.,    

Dünya’nın Güneş’e olan uzaklığı sabit değildir. Bazen yaklaşırken, bazen uzaklaşır. Bunun nedeni, Dünya yörüngesinin elips şeklinde olmasıdır. Dünya’nın Güneş’e en yakın olduğu 3 Ocak tarihine Perihel (Günberi) denir. Dünya’nın Güneş’ten en uzak olduğu 4 Temmuz tarihine ise Afel (Günöte) denir.

*Dünya’nın Güneş’e yaklaşıp uzaklaşması, Dünya üzerindeki sıcaklık dağılışını belirgin olarak etkilemez. Sıcaklık dağılışını etkileyen temel etken güneş ışınlarının geliş açısıdır.*

Dünya’nın hızı sabit değildir. Hız, günberi tarihinde artarken, günöte tarihinde azalır. Bunun sonucunda;

Mevsim süreleri farklıdır.

– Eylül ekinoksu iki günlük gecikmeyle gerçekleşir.

– Şubat ayı iki gün kısa sürer.

Dünya’nın Güneş Etrafındaki Dönüşünün Sonuçları

Mevsimlerin oluşmasına ve değişmesine neden olur.

Mevsimlik sıcaklık farkları meydana gelir.

Kara ve denizler arasında sıcaklık farkları oluşur.

Muson rüzgârları meydana gelir.

Gece - gündüz uzunlukları değişir.

Güneş’in ufuk üzerinde doğduğu yer ve saat ile, Güneş’in ufukta battığı yer ve saat değişir.

Güneş ışınlarının yeryüzüne düşme açıları değişir.

Cisimlerin gölge boyları değişir.

Aydınlanma çemberi mevsimlere göre yer değiştirir.

Güneş ışınları yıl boyunca dönencelere bir kez, dönenceler arasına iki kez dik düşer.

Dünya’nın Eksen Eğikliği

Dünya’nın elips şeklindeki yörüngesinden geçen düzleme Ekliptik (yörünge) düzlemi, Ekvator’dan geçen düzleme ise Ekvator düzlemi denir.

  

Bu iki düzlem birbiriyle çakışmaz. Çünkü, Dünya’nın ekseni ekliptik düzleme tam dik değildir. Başka bir ifadeyle, Dünya ekseni ile ekliptik düzlemi arasında 66° 33', Ekvator düzlemi ile ekliptik düzlemi arasında 23° 27' lık bir açı vardır.

İşte yukarıda, Dünya’nın Güneş etrafındaki hareketinin sonuçlarında sayılanların asıl nedeni, Dünya’nın ekseninin eğik olmasıdır. Buradan, Dünya’nın Güneş çevresinde dönüşünün sonuçları, eksen eğikliği ile birlikte ortaya çıkar sonucunu çıkarabiliriz.

Dünya ekseninin 23°27' eğik oluşunun sonuçları şunlardır:

Güneş ışınlarının yeryüzüne düşme açısı yıl boyunca değişir.

Güneş’in doğuş ve batış saatleri ile yerleri değişir.

Aydınlanma çemberinin sınırı mevsimlere göre değişir.

Mevsimlerin oluşumuna neden olur.

21 Aralık’ta Güney Yarım Küre’nin, 21 Haziran’da ise, Kuzey Yarım Küre’nin Güneş’e daha dönük olmasına neden olur.

Gece ile gündüz süreleri arasındaki farkın, Ekvator’dan kutuplara gidildikçe artmasına neden olur.

Yıl içinde cisimlerin gölge uzunlukları değişir.

Dönencelerin ve kutup dairelerinin sınırlarını belirleyerek, matematik iklim kuşaklarının oluşumuna neden olur.

z     

 

EKİNOKS - SOLSTİS GÜNLERİ VE ÖZELLİKLERİ

Dünya’nın Güneş etrafında dönmesi ve eksen eğikliğine bağlı olarak dört önemli gün ortaya çıkar. Bu günler aynı zamanda mevsimlerin başlangıcıdır.

21 Mart ve 23 Eylül tarihlerine ekinoks (gece - gündüz eşitliği) tarihleri, 21 Aralık ve 21 Haziran tarihlerine de solstis (gündönümü) tarihleri denir.

 

a. Kuzey Yarım Küre

Güneş ışınları Yengeç Dönencesi’ne 90°lik açı ile düşer.

Yaz mevsiminin başlangıcıdır.

En uzun gündüz, en kısa gece yaşanır.

Yengeç Dönencesi’nden kuzeye gidildikçe gündüz süresi uzar, gece süresi kısalır.

Bu tarihten itibaren gündüzler kısalmaya, geceler uzamaya başlar. Fakat 23 Eylül tarihine kadar gündüzler gecelerden uzundur.

Aydınlanma çemberi Kuzey Kutup Dairesi’ne teğet geçer.

Yengeç Dönencesi’nin kuzeyi, güneş ışınlarını yıl içerisinde alabileceği en dik açı ile alır. Bu tarihten itibaren güneş ışınlarının gelme açıları küçülmeye başlar.

Yengeç Dönencesi’nin kuzeyinde en kısa gölge yaşanır. Bu tarihten itibaren gölge boyları uzamaya başlar.

b. Güney Yarım Küre

Güneş ışınları Oğlak Dönencesi’ne 43°06' lık açı ile düşer.

Kış mevsiminin başlangıcıdır.

En uzun gece, en kısa gündüz yaşanır.

Oğlak Dönencesi’nden güneye gidildikçe gece süresi uzar, gündüz süresi kısalır.

Bu tarihten itibaren geceler kısalmaya, gündüzler uzamaya başlar. Fakat 23 Eylül tarihine kadar geceler gündüzlerden uzundur.

Aydınlanma çemberi Güney Kutup Dairesi’ne teğet geçer.

Oğlak Dönencesi’nin güneyi güneş ışınlarını yıl içerisinde alabileceği en dar açı ile alır. Bu tarihten itibaren güneş ışınlarının gelme açıları büyümeye başlar.

Oğlak Dönencesi’nin güneyinde en uzun gölge yaşanır. Bu tarihten itibaren gölge boyları  

Kuzey ve Güney Yarım Küre

Güneş ışınları öğle vakti Ekvator’a 90°lik açı ile düşer.

Gölge boyu Ekvator’da sıfırdır.

Güneş ışınları bu tarihten itibaren Güney Yarım Küre’ye dik düşmeye başlar.

Bu tarihten itibaren Kuzey Yarım Küre’de geceler, gündüzlerden uzun olmaya başlar. Güney Yarım Küre’de ise tam tersi olur.

Bu tarih Kuzey Yarım Küre’de Sonbahar, Güney Yarım Küre’de İlkbahar başlangıcıdır.

Aydınlanma çemberi kutup noktalarına teğet geçer. Bu tarihte Güneş her iki kutup noktasında da görülür.

Dünya’da gece ve gündüz birbirine eşit olur.

Bu tarih Kuzey Kutup Noktası’nda 6 aylık gecenin, Güney Kutup Noktası’nda ise 6 aylık gündüzün başlangıcıdır.

21 ARALIK

 

a. Kuzey Yarım Küre

Güneş ışınları Yengeç Dönencesi’ne 43°06' lık açı ile gelir.

Kış mevsiminin başlangıcıdır.

En uzun gece, en kısa gündüz yaşanır.

Yengeç Dönencesi’nden kuzeye gidildikçe gece süresi uzar, gündüz süresi kısalır.

Bu tarihten itibaren geceler kısalmaya, gündüzler uzamaya başlar. Fakat 21 Mart tarihine kadar, geceler gündüzlerden uzundur.

Aydınlanma çemberi Kuzey Kutup Dairesi’ne teğet geçer.

Yengeç Dönencesi’nin kuzeyi güneş ışınlarını yıl içerisinde alabileceği en dar açı ile alır. Bu tarihten itibaren güneş ışınlarının gelme açıları büyümeye başlar.

Yengeç Dönencesi’nin kuzeyinde en uzun gölge yaşanır. Bu tarihten itibaren gölge boyları kısalmaya başlar.

b. Güney Yarım Küre

Güneş ışınları Oğlak Dönencesi’ne 90° lik açı ile gelir.

Yaz mevsiminin başlangıcıdır.

En uzun gündüz, en kısa gece yaşanır.

Oğlak Dönencesi’nden güneye gidildikçe gündüz süresi uzar, gece süresi kısalır.

Bu tarihten itibaren gündüzler kısalmaya geceler uzamaya başlar. Ancak 21 Mart tarihine kadar, gündüzler gecelerden uzundur.

Aydınlanma çemberi Güney Kutup Dairesi’ne teğet geçer.

Oğlak Dönencesi’nin güneyi güneş ışınlarını yıl içerisinde alabileceği en dik açı ile alır. Bu tarihten itibaren güneş ışınlarının gelme açıları küçülmeye başlar.

Oğlak Dönencesi’nin güneyinde en kısa gölge yaşanır. Bu tarihten itibaren gölge boyları uzamaya başlar.

21 MART

 

Kuzey ve Güney Yarım Küre

Güneş ışınları öğle vakti Ekvator’a 90° lik açı ile düşer.

Gölge boyu Ekvator’da sıfırdır.

Güneş ışınları bu tarihten itibaren Kuzey Yarım Küre’ye dik düşmeye başlar.

Bu tarihten itibaren Güney Yarım Küre’de geceler, gündüzlerden uzun olmaya başlar. Kuzey Yarım Küre’de ise tam tersi olur.

Bu tarih Güney Yarım Küre’de Sonbahar, Kuzey Yarım Küre’de İlkbahar başlangıcıdır.

Aydınlanma çemberi kutup noktalarına teğet geçer. Bu tarihte Güneş her iki kutup noktasında da görülür.

Dünya’da gece ve gündüz süreleri birbirine eşit olur.

Bu tarih Güney Kutup Noktası’nda 6 aylık gecenin, Kuzey Kutup Noktası’nda ise 6 aylık gündüzün başlangıcıdır.

 


Bu konu ile ilgili toplam 27 kişi yorum yapmış...

Siz de görüşlerinizi paylaşmak için tıklayınız...

Yorumlar (27)


• 15/11/2007 - DÜNYANIN KATMANLARI(LİTOSFER VE ÖZELLİKLERİ)

Kategori: LISE 1 COGRAFYA

 

DÜNYANIN KATMANLARI LİTOSFER VE ÖZELLİKLERİ

 

LİTOSFER(Taşküre)

Yerküremiz; kabuk, manto ve çekirdek kısımlarından oluşur. Manto ve çekirdek ayrıca, iç ve dış olarak nitelendirilen, ikişer kısma ayrılır.

Kabuk

Kabuğun kalınlığı, değişkendir. Kıtalarda 35-70 km, okyanus tabanlarında 5-10 km kadardır. Zirve noktası, Himalayalarda, 8.850 m yüksekliğindeki Everest tepesidir. En çukur nokta, Pasifik Okyanusu'nun 10.911 m derinliğindeki, Mariana Çukurudur. Yapısı genelde, aluminosilikat ağırlıklıdır. Kıtasal kısmı, çoğunlukla granitten oluşuyor. Yani bu kayalar bolca, açık renkli anlamında felsik olarak nitelendirilen feldspar ve kuartz minerallerini içeriyor. Okyanus tabanlarındaki kabuk ise, bazalt ağırlıklı. Kıtasal ve okyanus dibi kabuklarının kalınlığı ve birleşimi yanında ortalama yoğunlukları da farklıdır. Kıtasal kabuğunki, 2.8 gr/cm3 okyanus kabuğunki, 3.3 g/cm3 Daha ince olan okyanus kabuğunun, daha yoğun olması, kıtasal kabuğu, bir bakıma dengeliyor.

Manto

Manto; demir, magnezyum ve silikondan oluşmaktadır. Manto, sıcak ve katı tabakadır. Manto'nun üst kısımları, hem katı, hem de bir sıvı gibi davranır. Manto'nun etrafında, üzerinde yaşadığımız, ince bir kaya olan dış tabaka vardır. Buna kabuk denir.

 

Kabukla birlikte, mantonun, katı ve elastik olan dış kısmından oluşan katmana, litosfer denir. Litosferin hemen altında, sismik dalgaların hızında, bir artış vardır. Kaya tipinin, görece az yoğundan, çok yoğuna geçişine işaret eden bu sıçrama bölgesine, Mohorovicic süreksizliği deniyor. Bu süreksizliğin, kıtalar altındaki, 15-20 km ila, 70-80 km arasında değişen ortalama derinliği, 35 km. Okyanusların altında ise, tabanın 7 km altındadır. Dolayısıyla, dünyaya göre litosferin kalınlığı, yaklaşık olarak, yumurtaya göre, kabuğunun kalınlığı kadar incedir. Geçmişte, yerkabuğunda bir delik açarak, manto'ya ulaşma önerileri yapılmıştı. Sovyetler Birliği zamanında, Kola Yarımadası'nda, bu amaçla bir delik açılmaya çalışılmıştır. Ancak, maliyetler, derinlikle birlikte, üstel olarak arttığından, 12 km' den sonra terk edilmiştir. 

Kabuğun
ardından, ağırlıklı olarak demir ve magnezyum silikatlarından oluşan 2900 km kalınlığındaki manto geliyor.

Derinlikle birlikte, sıcaklık ve basınç artıyor. Kabuğun 100-200 km altındaki sıcaklık, kayaların ergime noktasına yakın. Ancak, basınç yüksek olduğundan, kayalar tümü ile eriyemiyor. Ve katı ile sıvı arasında, viskozitesi yüksek ve akışkanlığı az, plastik bir halde bulunuyor. Litosferde bir çatlak veya oyuğun oluşması halinde, atmosferin düşük basıncıyla karşılaştıklarında, hızla eriyip dışarı fışkırıyor ve volkan etkinliklerine yol açıyorlar.

Magma Ve Bazalt Kayaların Mıknatıslığı

Magmanın, oluşan yarıklardan çıkan kısmı katılaşarak, yeni kabuk oluşturuyor. Çıkamayıp geri dönen kısmı ise, tekrar dibe dalarak, konveksiyon hücrelerini ayakta tutuyor. Bu yüzden, çıkıntı boyunca, iki tarafta dağ silsileleri oluşmuş durumdadır. Ve dipteki kabuk sürekli yenilenmektedir. Buna, deniz tabanının yayılması deniyor. Oluşan bazalt kayalar, bir miktar manyetik mineral içerdiklerinden, dünyanın manyetik alanı, o sıralar hangi yönde ise, o yönde mıknatıslık kazanarak donuyorlar. Öte yandan, manyetik kutuplar, periyodik olarak yer değiştirmektedir. Okyanus ortası çıkıntının iki yanındaki kayalar, çıkıntıya paralel şeritler halinde, değişik yönlerde mıknatıslanmış bölgeler sergiliyor. Eski kabuk ise, dalma bölgesi denilen yakınsak sınırlarda, mantoya dalıp eriyor.

 

Okyanus kabuğu, kıtasal bir plakaya karşı ilerlediğinde, daha yoğun olduğundan, alta dalarak, bir çukur oluşturuyor. Derine indikçe, ısınıp eriyor ve bu arada bulduğu çatlaklardan, geri fışkırıp, ada yaylarına vücut veriyor. Dalmaya devam eden parçaları ise, soğuk kütleler halinde, mantonun derinliklerine doğru yol alıyor. Bazen de, iki kıtasal plaka, yakınsak sınırda buluştuğunda, biri diğerine göre ağır basıp, alta dalamadığından, birbirlerini omuzlayarak, kırılmalara ve yükselmelere yol açıyorlar. Asya plakasıyla, Hint plakasının çarpışma sürecinde oluşan Himalayalar da olduğu gibi.
 
Çekirdek                                                                        

2900km derinlikte, mantodan çekirdeğe geçiş başlıyor. Çekirdek, iç ve dış çekirdek olmak üzere, iki parçaya bölünmüştür. Sıcaklık, 3700 °C' yi, basınç da 125 Gpa(Giga Pascal veya milyar kg/m.s2)düzeyini aşıyor. Bu koşullar altında, nikel demir alaşımından oluşan dış çekirdek, erimiş olmak zorundadır. Bu yüzden 2300 km kalınlığındaki dış çekirdeğe girişte, % 30'a yakın bir yoğunluk artışına karşın, sismik dalgaların P türünün hızında, bir o kadar düşüş gözleniyor.

Dünya'nın Manyetik Alanı

Dış çekirdeğin sıvı hali, Dünya'nın manyetik alanın kaynağı görülüyor. Alttaki katmanlarda ise, sıcaklıklar, mıknatıslık özelliğinin ortadan kalktığı Curi sıcaklığı'nın üzerinde. Dolayısıyla, yerin manyetik alanını, atomların manyetik çift kutupluluğunun eşyönlüleşmesiyle açıklamak imkânsız. Geriye bir olasılık kalıyor. O da dış çekirdekteki sıvı akıntılarının yol açtığı, kendi kendisini ayakta tutan bir dinamo etkisi. Yerin, kendi ekseni etrafında dönmesi nedeniyle, dış çekirdeğin, alt ve üst yarısında oluşan, zıt yönler de spiral akıntılardaki sıvı demirin elektrik iletkenliğinin, zıt yönlü spiral akımlar oluşturduğu düşünülüyor.

5200 km' ye inildiğinde, sıcaklık 4300°C'yi aşarken, çekirdeğin iç kısmına girilmiş oluyor. 1200 km kalınlığındaki bu katman, hemen tümüyle demirdir. Sıcaklığın, dünyanın merkezinde, 5200°C' ye ulaşmasına rağmen, basınç 325 Gpa'lı aşmış olduğundan, çekirdek katı haldedir.
 
KAYAÇLAR

Yer yüzeyinin altındaki erimiş kayalara, magma denir. Magma yarı erimiş durumdadır. Balın aktığı gibi akar. Bazı durumlarda yüzeye yaklaşır. Yavaş soğuduğunda ise, büyük kristaller ile kayaç oluşturur. Böyle kayaçlara, sokulum (intrusive) kütleler denir. Daha yavaş magma soğumalarında, kristaller daha büyüktür. Sokulum kütleler, granit ve gabro'dur. Bazen magma, volkanlara doğru yüzeyi terk eder. Magma yüzeye ulaştığında, lav olarak isimlendirilir. Lav hızla soğuyarak, küçük kristalleri oluşturur. Bazen lav çok hızlı soğuduğunda, kristaller oluşmaz. Yeryüzünde oluşan kayaçlara, püskürük (extrusive) kütleler denir. Püskürük kütlelerin, örnekleri bazalt, obsidyen ve pumice'dir.

Magma
nın soğuması ile oluşan volkanik kayaçlar, sokulum ve püskürük kütleler olarak sınıflandırılır.

Magma,
sıcak olduğundan, canlı nesneleri yok eder. Bu nedenle, volkanik kayaçlarda fosil bulamayız. Yer kabuğunu oluşturan kayaçların, çoğu volkaniktir. Volkanik kayaçlar, yapıları yüzünden serttir.

Tortul Kayaçlar

Su ve rüzgâr yeryüzünü değiştirebilir. Bu kuvvetler, kayaçları kırarak, küçük kayaçları taşır. Bu partiküller farklı yerlerde yerleşirler. Buralarda, küçük parçacıklar toparlanarak, basınç altında çimentolaşıp, daha büyük kayaçları meydana getirirler. Bu kayaçlar, genellikle suda oluşur ve magmatik kayaçlardan daha yumuşaktırlar. Tortul kayaçlar, birçok tabakaları meydana getirir ve fosilce zengindir.

Tortul kayaçların dört tipi vardır:

    • Parçalı kayaçlar: Bu kayaçlar rüzgâr ve su gibi mekanik etkilerle; kayaçların kırılarak, taşınması veya küçük parçaların, başka yerlerde toplanmasıyla oluşur. Kum taşı, çakıl taşı bunun örnekleridir.
    • Buharlaşma: Su, sadece kayaçları kırarak küçük parçaları taşımaz. Ayrıca su, birçok minerallerin üzerinden akarken, onları çözer. Daha sonra, su buharlaştığında, bu mineraller, burada kalarak kayaçları oluşturur. Pamukkale, bu tipin iyi bir örneğidir.
    • Organik Kayaçlar: Suda yaşayan birçok organizmalar, kabuğa sahiptir. Bu organizmalar, öldüğünde, geride kabukları kalır. Bu kabuklar, birikerek kayaçları oluşturur. Taş kömürü ve linyit bunun örnekleridir.
    • Kimyasal Kayaçlar: Su buharlaştığında, içindeki mineraller çökelerek birikir. Fakat bazı mineraller, su buharlaşmadan çökelebilir. Her madde, suda çözünebilirliğe sahiptir. Sudaki bir maddenin varlığı, diğer bir maddenin çözülebilirliğini etkileyebilir. Bir mineral, saf suda çözünebilir olduğu halde, deniz suyunda çözünemez olabilir.

Tuz ve diğer mineraller, başka minerallerin çözünürlüğünü düşürür. Bu nedenle, tatlı suda çözülmeyen mineraller, denizlere ulaşarak denize karışır. Yeraltı akımları, bu işlemi hızlandırır. Bu mineraller, tabakaların tabanına çökelir. Daha büyük ağır partiküller, alt tabakaları, daha hafif partiküller ise, üst tabakaları oluşturur. Su basıncı, kayaç oluşum sürecini hızlandırır. Bir tortul kayaç, yukarıdaki kayaç sınıflarından, birden fazlasına ait olabilir. Örneğin, bir kayaç, organik esaslı olduğu halde, denizde kimyasal işlemle oluşabilir.

Metamorfik Kayaçlar

Dünya yüzeyinin değişimini, sürdürmektedir. Isı ve basınç gibi faktörler,  kayaçların, şeklinin ve yapısının değişiminde rol oynarlar. Bu gibi değişimlerle oluşan kayaçlara, metamorfik kayaçlar denir. 

 

Bu faktörlerin sebep olduğu değişimler, ortadan kalkarsa, bu kayaçlar, orijinal yapılarına dönerler. Bu, ters yöndeki başkalaşım olarak bilinir. Kayaçlar, oluştuktan sonra değişmeden kalamazlar.

 

Kayaçlar, bir tipten, başka bir tipe, değişebilir. Bu, sonlanmayacak olan bir işlemdir. Bir tipten, başka bir tipe olan değişim, kayaç çevrimi olarak bilinir.

 

PLAKALARIN HAREKETİ 

Litosfer, yedisi büyük, bir düzine kadar plakalara ayrılmış durumdadır. Bu plakalardan bazıları, kısmen kıtasal olup, kısmen de okyanus tabanını kapsıyor. Tektonik kuvvetler nedeniyle, birbirlerine göre hareket halindeler. Litosferin parçaları, adeta, dış mantonun, kısmen sıvı olan üst 'astenosfer' katmanı üzerinde yüzüyor. Bazı plakalar, birbirine yaklaşırken, diğer bazıları birbirinden uzaklaşıyor. Plakaların birbirine yaklaştığı sınırlara, yakınsak, uzaklaştığı sınırlara ise, ıraksak sınır denir. Plakaların bir de, sınır boyunca birbirlerine göre, kayma hareketi var ki, buna da muhafazakâr (conservative) sınır deniyor.

Kuzey Anadolu ve Kaliforniya'daki San Andreas fay hatları, bu sonuncusuna bir örnektir. Pasifik ve Atlantik okyanuslarının, ortasından geçen, birer ıraksak sınır vardır. Örneğin Atlantik ortası sınırın, altında yer alan, sıcak noktadaki mantodan kabaran magma, Avrupa ve Amerika plakalarını dışarıya doğru iterek, birbirinden uzaklaştırıyor.  
Okyanus kabuğu, kıtasal bir plakaya karşı ilerlediğinde, daha yoğun olduğundan, alta dalarak, bir çukur oluşturuyor. Derine indikçe, ısınıp eriyor ve bu arada bulduğu çatlaklardan, geri fışkırıp, ada yaylarını meydana getiriyor. Dalmaya devam eden parçaları ise, soğuk kütleler halinde, mantonun derinliklerine doğru yol alıyor. Bazen de, İki kıtasal plaka, yakınsak sınırda buluştuğunda, biri diğerine göre ağır basıp, alta dalamadığından, birbirlerini omuzlayarak, kırılmalara ve yükselmelere yol açıyorlar. Asya plakasıyla, Hint plakasının çarpışma sürecinde oluşan Himalayalar da olduğu gibi.

Wegener Teorisi

Bilim adamları, geçmişte kıtaların, bitişik olduğunu ve yavaş yavaş sürüklenerek, birbirinden uzaklaştığına inanmaktadırlar. Alfred Wegener(1880-1930), 1912 de, 'bütün kıtaların, büyük bir süper kıta olarak, bitişik olduğunu ve daha sonra parçalanarak, birbirinden adım adım uzaklaştığı' tezini destekleyen kanıtlar sundu. Bu süper kıtaya, bütün karalar anlamında, Pangaea ismini verdi. Kara parçalarının, birbirinden ayrılmasına, kıtasal sürüklenme denir.

Wegener teorisini destekleyen gözlemler şunlardır:
(a) Farklı kıtalardaki biyolojik türler ve fosiller benzerdir. Bu ise, yaşam formlarının, aynı bölgeden kaynaklandığı anlamına gelmektedir.
(b) Farklı kıtalardaki dağ ve kayaçlar gibi jeolojik yapılar, benzerdir. Bu ise kıtaların bitişik olduğunu bize göstermektedir.  
Wegener'i destekleyen kanıtlar olmasına rağmen, kıtaların neden birbirinden uzaklaştığı, bilim adamları tarafından açıklanamıyordu.

Plaka Tektoniği

Bugün bu hareket, levha tektoniği ile açıklanmaktadır. Hareket edenin, kıtalar olmayıp,  litosferin bölümleri olduğunu biliyoruz. Litosferin, kıtaları ve deniz tabanını içeren kısımlarına plaka denir. Bu plakalar, mantonun üstündedir. Manto, katı kayalardan meydana gelmesine rağmen, 100 km.lik üst kısmı, plastik gibidir ve akabilir. Bu nedenle, plakalar, manto üzerinde hareket edebilir. Bunu yaparken plakalar, o kıtaları ve okyanus tabanını, kendileri ile birlikte taşırlar.

Plaka hareketi
ni içine alan teoriye, levha tektoniği denir. Plakaların, milyonlarca yıldır büyük mesafeler kat ettiğinin kanıtları vardır. Günümüzdeki kıtalar, bu yavaş hareketin sonucudur. Bu hareket, hala devam etmektedir. Kıtalar, yılda 1-5cm. Birbirinden uzaklaşarak, kaymakta ve yerin jeolojisindeki yavaş değişim ortaya çıkmaktadır. Okyanus tabanı altında, sualtı dağ zinciri sisteminde, yüz metreden bin metreye yükselmeler vardır. Coğrafya haritasına bakarsanız, büyük dağ yamaçlarının, plakaların uçlarında yer aldığını fark edersiniz.

Dağların Oluşumu



Plaka tektoniği teorisine göre, iki plakanın birbiriyle çarpışması sonucu, karadaki dağlar oluşur. Dağlar, genel olarak üç ana sınıfa ayrılır:
1-Volkanik dağlar
2-kırık dağlar
3-Kıvrım dağlar
Volkanik dağlar, bir volkanik püskürme sonucunda oluşmaktadır. Bunlar karada veya okyanus tabanında, oluşabilir. And Dağları, bunun bir örneğidir.

Kırık dağlar
, Büyük bir iç gerilim, yerkabuğunun dev parçalarını kırar ve büker. Böyle dağlar, bir yanda keskin olarak yükselir ve diğer yanda merdiven benzeri bir yapıya sahiptir.

Kıvrım dağlar
, iki plakanın karşı karşıya geldiği zaman oluşur. Plaka kırıklarının, çarpışma olmayan türüdür. Böyle dağların tepeleri eğridir. Alp ve Himalaya dağları, kıvrım dağlardır. Kıvrılan tabakaların, aşağı doğru çanaklaşan kısımlarına senklinal, kubbeleşen kısımlarına antiklinal denir. Kıvrılmayla yükselen yerlerde, sıradağlar oluşur.

Volkan
, yerkabuğundaki bir açıklıktan, magmanın yüzeye ulaşmasıdır. Sıcak magmanın geçtiği yola, volkanik baca denir. Magmaya yüzeye ulaştığında lav denir. Volkanın tepesindeki açıklığa krater denir.

Bazı volkanlar, tepede çok büyük bir çukura sahiptir. Buna kaldera denir. Kaldera, bir volkanın tepesinden fışkıran lavların çökmesinin bir sonucudur. Bazen bir kaldera, bir çökmeden çok, şiddetli patlama ile oluşur. Bir volkanın lavı, dışarı aktığında, sıcaklığı 10000 °C' dir. Hızla soğur ve katılaşır. Lav, soğuduktan sonra, etrafındaki açıklığa toplanan malzemelere,  volkanın konisi denir.

 

DÜNYADA YAŞAM NE ZAMAN BAŞLADI ?

Gezegenimizin yaşı, yaklaşık olarak 5 milyar yıldır. Ayrıca Dünya'daki yaşamın başlaması için, yaklaşık 3 milyar yıl geçtiği tahmin ediliyor. Yine başlangıçta, Dünyadaki yaşamın, çok basit olduğu düşünülmektedir. Dünya yüzeyini kaplayan ilkel canlılar, zaman geçtikçe çeşitlilik ve karmaşıklık kazandı. Yeni hayvanlar ve bitkiler ortaya çıktı. Çoğu bitkiler, önceden dev atkuyrukları gibiydi, küçük beyinleri olan dev hayvanlar vardı. Bugün bu hayvanlara, biz dinazor diyoruz. Zamanla yaşam şartları değişti. Dinazorlar, daha fazla yeryüzünde yaşayamadı. Dev bitkiler, toprağa gömülerek, burada kömüre dönüştü. Bugün milyonlarca değişik canlı, yeryüzünde yaşıyor. Bazıları, ilkçağ canlıları gibi görünse de, çoğu değişik canlılardır.

Fosil Nedir?

Yeryüzündeki yaşam tarihini, nasıl biliyoruz? Bilim ilerlese de, geçmişle ilgili bilgi toplamak oldukça zor. Geçmişle ilgili bilgilerin çoğunu, fosiller yardımıyla öğreniyoruz. Fosiller, eski çağ canlılarının kalıpları, etkileri ve kalıntılarıdır. Fosilleri araştıran bilim dalına, paleontoloji diyoruz. Fosillerin çoğu, tortul kayalarda bulunur.

Fosil çeşitleri şunlardır:

(a) Orijinal fosiller: Bu fosiller, genellikle bir organizmanın kalıntılarıdır. Bu kalıntılar, çoğunlukla, kemikler ve dişler gibi sert kısımlardır. Fakat bazen, organizmanın tamamı, elde edilebilir. Bu şekilde bulunanlar, genelde buzun içindedirler. Atlas Okyanusu'nda, bu şekilde bir mamut bulunmuştur.

(b) Yer değiştirmiş kalıntılar: Bir organizmanın, sert kısımlarının parçalanması ve yeraltı suyu ile taşınan minerallerin, bu parçalanan kısımlara tekrar yerleşmesiyle, oluşur. Çoğu kemik, mineralden yapılmıştır. Bu fosiller, taş gibi görünürler ve bunlara taşlaşmış fosiller adı verilir.

(c) Karbonlaşmış (kömürleşmiş) fosiller: Bunlar ise, bir bitki çamura gömülü olduğunda oluşur. Çamur tortulu, şiste dönüşürken; bitki, geride sadece karbon (kömür) kalana kadar, kimyasal bir reaksiyona girer.    


Bu konu ile ilgili toplam yok kişi yorum yapmış...

Siz de görüşlerinizi paylaşmak için tıklayınız...

Yorumlar (yok)


• 8/11/2007 - TÜRKİYENİN İKLİM ÖZELLİKLERİ

Kategori: LISE 1 COGRAFYA

TÜRKİYENİN İKLİM ÖZELLİKLERİ

 

Hava durumu belirli bir yerde ve kısa bir süre içinde etkin olan atmosfer koşullarıdır. Bir yerdeki hava durumu tanımlanırken en üstün ve etkin olan iklim faktörü öne çıkar. Örneğin, soğuk hava denildiğinde bu terim bulutluluk, rüzgar vb. de kapsayabilir. Ancak o andaki üstün olan faktör düşük sıcaklıktır.

İklim, geniş bölgelerde ve çok uzun zaman için aynı kalan ortalama hava şartlarıdır ve bir bölgenin hava olayları bakımından karakterini tayin eder. Ancak bu genel karakterleri belirtirken önemli günlük hava tiplerini de göz ardı etmemek gerekir. Örneğin, Ankara’da bir yaz gününde sabah hava açık ve sakin olduğu halde, öğle saatlerinde sıkıcı bir sıcak ortalığı basar, hava bulutlanır. Öğleden sonra fırtınalı orajlı bir yağış görülür. Genellikle dolu yağar. Bu orajlı bir hava tipidir. Fakat bu hava tipi yaz boyunca hakim olan tip değildir. Ankara’da yazlar genel olarak açık, az bulutlu, sıcak ve kuzeyden hafif rüzgarlı geçer. Bu iklim karakterini belirtmek için “Ankara yazın sıcak ve kuraktır” denilir. Orajlı hava iklimin içinde bir hava halidir.

Ekvatoral bölge iklimleri dikkate değer ölçüde monoton karakter gösterir. Günlük hava durumları, hatta iklim tam bir isabetle tahmin edilebilir. Bu bölgelerde öğleden sonra bulutlar oluşur ve yağmur yağar, gece hava tekrar açar. Bu durum bütün bir yıl aynı olduğu gibi yıllar arasında da çok fazla değişiklik olmaz. Yani ekvatoral bölgelerde hava durumu ile iklim birbirine benzemektedir. Bununla birlikte bu bölgelerde bazen kısa süreli tropikal siklonlar (tayfun) çok zararlı olabilir.

Hava durumu ve iklim arasındaki farkı belirtmek bakımından orta enlemler veya ılıman kuşak daha belirgin bir örnek teşkil eder. Bu kuşakta ortalamalar, iklimin ne fazla sıcak ne de soğuk olduğu hissini uyandırır. Bu nedenle orta enlemlere ılıman kuşak adı verilmiştir. Ancak buralarda günlük hava şartları o kadar zıt ve değişkendir ki çok kısa bir süre içinde kurak ve sıcak günleri çok soğuk ve yağışlı günlerin takip ettiği, sonra yine havanın açıp ısındığı görülür. Bu 3-5 günlük karşıt hava durumları özellikle bahar aylarında ülkemizde de görülür. Bu kuşağın iklimini tarif ederken uzun yıllara ait ortalama şartların ılıman olduğunu söylemek yeterli değildir. Zıt ve değişken hava tiplerinin de bu iklimin karakteri olduğunu eklemek gerekir.

İklim bilimi (Klimatoloji), iklimi meydana getiren elemanların analizini yapar. Farklı iklimlerin oluşum nedenlerini ve iklimde meydana gelen değişimleri inceleyerek iklimin etkisini açıklamaya ve keşfetmeye çalışır. Toplum da bu şekilde kendi aktivitelerini planlayabilir, binalarını ve iç mekanlarını dizayn edebilir ve ekstrem olayların etkilerine hazırlıklı bekler. İklim gıdanın varlığı, su kalitesi, barınma ve yaşama ortamı açısından hayati önem taşır. İklim aynı zamanda ekstrem hava olayları ile kendini gösteren potansiyel tehlikeler içerir. İklim bilgisi bu olayların etkisini azaltmak için de gereklidir. Eğer bugünün iklim durumunu ve bunun yakın geçmişle olan farkını ortaya koyabilirsek, gelecek için planlar yapmaya başlayabiliriz (Obasi, G.O.P., 2001).

İklimin temel elemanları sıcaklık, yağış, nispi nem, güneşlenme süresi ve şiddeti, basınç, rüzgar hızı ve yönü, buharlaşma gibi parametrelerdir. Bunlar gözlenebilen ve ölçülebilen parametrelerdir. İklimlerin oluşmasında bu parametreler üzerine doğrudan veya dolaylı olarak etkili olan; fakat ölçülemeyen bazı etkileşimler de söz konusudur.

İklim Sisteminin Temel Elemanları
İklim sisteminin temel elemanları

Bunlar; kara-deniz, deniz-buz, deniz-hava etkileşimleri, volkanik gazlar, insan aktiviteleri, arazi kullanımı, gelen ve yansıyan ışınlar v.s.dir. Bu elemanlar tek başlarına ve birbirleri ile ilişki halinde atmosferi etkilemekte; kısa vadede hava olaylarını, uzun vadede ise dünya üzerinde çok çeşitli iklim tiplerinin oluşmasını sağlamaktadırlar.

TÜRKİYE'Yİ ETKİLEYEN HAVA KÜTLELERİ

Türkiye’nin bulunduğu sahada ve yakın çevresinde belli hava kütleleri yer alır. Türkiye’nin hava ve iklim şartları üzerinde esas olarak bu hava kütleleri rol oynarlar.

Türkiye'yi Etkileyen Hava Kütleleri
Türkiye’yi etkileyen hava kütleleri

Türkiye soğuk aylarda polar, sıcak aylarda ise tropikal hava kütlelerinin etkisi altındadır:

  1. Sibirya üzerinden gelen cP hava kütlesi karasal karakterli soğuk ve kurudur. Kış aylarında sis ve ayaza neden olur, bazen Karadeniz'i geçerken nem kazanarak orografik yağışlar yapabilir.
  2. Atlas Okyanusundan gelen mP hava kütlesi ise Avrupa ülkeleri ve Balkanları geçerek Ükemizi etkiler. Yerde belirgin olmayan A.B. Sistemleri ile gelmedikleri için kararsızlık yağışları yapar. Yağış olarak Karadeniz sahilinde yağmur iç kesimlerde kar bırakabilir. Akdeniz Üzerinden geldiğinde ise daha fazla etkili olur ve her türlü yağışı bırakır.
  3. mT hava kütlesi sıcak ve nemli karakterli olduğu için batı bölgelerimizde oldukça fazla yağış bırakır.
  4. cT hava kütlesi ise K. Afrika üzerinden gelir karasal sıcak ve kurudur. Kuzey sistemlerle karşılaşırsa Akdeniz cephesini oluşturup yağış bırakabilir. Diğer taraftan Akdeniz'den geçerken yeterli ölçüde nem kazandığı takdirde yine yağış yapması söz konusudur. Zaman zaman gördüğümüz çamur yağışları da bu hava kütlesinin ülkemizi etkilemesinin bir sonucudur.

TÜRKİYE İKLİMİ

Türkiye ılıman kuşak ile subtropikal kuşak arasında yer alır. Türkiye’nin üç tarafının denizlerle çevrili olması, dağların uzanışı ve yeryüzü şekillerinin çeşitlilik göstermesi, farklı özellikte iklim tiplerinin doğmasına yol açmıştır. Yurdumuzun kıyı bölgelerinde denizlerin etkisiyle daha ılıman iklim özellikleri görülür. Kuzey Anadolu Dağları ile Toros Sıradağları, deniz etkilerinin iç kesimlere girmesini engeller (Şekil 5.14.). Bu yüzden yurdumuzun iç kesimlerinde karasal iklim özellikleri görülür. Dünya ölçüsünde yapılan iklim tasniflerinde kullanılan ölçütler esas alınarak, ülkemizde şu iklim tipleri ayırt edilebilir (Atalay, İ., 1997).

  1. Karasal İklim (a, b, c, d)
  2. Karadeniz İklimi
  3. Akdeniz İklimi
  4. Marmara (Geçiş) İklimi

Türkiye İklimi

1.Karasal İklim

Yaz ile kış arasında sıcaklık farkı fazla, yağışlar genellikle ilkbahar ve kış mevsiminde gerçekleşmekte, yazın kuraklık egemen olmaktadır. Bu iklim; İç, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgeleri ile Trakya'nın iç kısmında hüküm sürmektedir. Yağış ve sıcaklık özelliklerine bağlı olarak karasal iklim dört alt tipe ayrılabilir.

1a. İç Anadolu Karasal İklimi

Yazları biraz sıcak, kışları soğuktur ve soğuğun şiddeti Orta Anadolu’nun doğu kısmına doğru artmaktadır. Doğal bitki örtüsü, yaz kuraklığından dolayı alçak kısımlarda bozkırlardan, yüksek kesimlerde ise kuru ormanlardan oluşur. Soğuk ay olan Ocak ayı ortalama sıcaklığı -0.7°C, sıcak ay olan Temmuz ayı ortalama sıcaklığı 22°C, yıllık ortalama sıcaklık 10.8°C dir. Ortalama yıllık toplam yağış 413.8mm dir ve yağışların çoğu kış ve ilkbahar mevsimindedir. Yaz yağışlarının yıllık toplam içindeki payı %14.7 dir. Yıllık ortalama nispi nem %63.7 dir.

1b. Doğu Anadolu Karasal İklimi

Kış mevsimi oldukça soğuk ve uzun, yazı serin geçer. Ancak düşük rakımlı sahalarda yazın sıcaklık yüksektir. Soğuk periyot boyunca bu bölge kar altındadır ve don olayı sık görülür. Doğal bitki örtüsü, yüksek rakımlı yerlerde çayırlardan, düşük rakımlı yerlerde ise bozkırlardan ve bunların çevresindeki yüksek kesimlerde kuru ormanlardan oluşur. Soğuk ay olan Ocak ayı ortalama sıcaklığı –4.2°C, sıcak ay olan Temmuz ayı ortalama sıcaklığı 24.2°C, yıllık ortalama sıcaklık 10.2°C dir. Ortalama yıllık toplam yağış 579.4mm dir ve yağışların çoğu kış ve ilkbahar mevsimindedir. Yaz yağışlarının yıllık toplam içindeki payı %9.5 dir. Yıllık ortalama nispi nem %60.2 dir.

1c. Güneydoğu Anadolu Karasal İklimi

Yazları çok sıcak, kışları ise nadiren soğuk geçer. Doğal bitki örtüsü, düşük rakımlı düzlüklerde cılız bozkırlar ve kuraklığa dayanıklı çalılardan oluşur. Soğuk ay olan Ocak ayı ortalama sıcaklığı 3.7°C, sıcak ay olan Temmuz ayı ortalama sıcaklığı 29.8°C, yıllık ortalama sıcaklık 16.4°C dır. Ortalama yıllık toplam yağış 565.7mm dır ve yağışların çoğu kış ve ilkbahar mevsimindedir. Yaz yağışlarının yıllık toplam içindeki payı %2.6 dır. Yıllık ortalama nispi nem %53.6 dır. Bölgede nispi nem oranının düşük olması buharlaşma miktarını artırmakta ve yaz yağışları zaten az olan bölgede, yaz kuraklığı oldukça yoğun ve uzun sürmektedir.

1d. Trakya Karasal İklimi

Yazı sıcak ve kışı nispeten soğuk geçer. Doğal bitki örtüsü kuru ormanlardan oluşur. Soğuk ay olan Ocak ayı ortalama sıcaklığı 2.8°C, sıcak ay olan Temmuz ayı ortalama sıcaklığı 23.9°C, yıllık ortalama sıcaklık 13.2°C dır. Ortalama yıllık toplam yağış 559.7mm dır ve yağışların çoğu kış, ilkbahar ve sonbahar mevsimindedir. Bölgede az da olsa yazın da yağış olur. Yaz yağışlarının yıllık toplam içindeki payı %17.6 dır. Yıllık ortalama nispi nem %69.6 dır

2. Karadeniz İklimi

Bu iklim tipi Karadeniz Bölgesi'nin kıyı ve dağların kuzeye bakan kesimleri ile Marmara Bölgesi'nin Karadeniz kıyı kuşağında etkilidir. Yaz ile kış arasındaki sıcaklık farkı fazla değildir. Yazlar nispeten serin, kışlar ise kıyı kesiminde ılık, yüksek kesimlerde karlı ve soğuk geçer. Her mevsimi yağışlı olup su sıkıntısı görülmez. Doğal bitki örtüsünü, kıyı bölümünde geniş yapraklı nemli ormanlar ve yüksek kesimlerde ise soğuk ve nemli şartlarda yetişen iğne yapraklı ormanlar oluşturur. Soğuk ay olan Ocak ayı ortalama sıcaklığı 4.2°C, sıcak ay olan Temmuz ayı ortalama sıcaklığı 22.1°C, yıllık ortalama sıcaklık 13.0°C dır. Ortalama yıllık toplam yağış 842.6mm dır. Yaz yağışlarının yıllık toplam içindeki payı %19.4 dır. Yıllık ortalama nispi nem %71 dır.

3. Akdeniz İklimi:

Bu iklim, Ege Bölgesi'nin büyük bir bölümü ile İç Anadolu'nun batı kesiminde ve Akdeniz Bölgesi'nde Torosların güneye bakan kesimlerinde etkilidir. Yazları sıcak ve kurak, kışları ılık ve yağışlıdır. Kıyı kuşağında kar yağışı ve don olayları nadir olarak görülür. Yüksek kesimlerde kışlar karlı ve soğuk geçer. Kıyı kuşağının doğal bitkisini, sıcaklık ve ışık isteği yüksek ve kuraklığa dayanıklı olan kızıl çam ve bunların tahrip edildiği yerlerde her zaman yeşil olan makiler oluşturur. Yüksek yerlerde ise iğne yapraklı karaçam, sedir, ve köknar ormanları hakimdir. Soğuk ay olan Ocak ayı ortalama sıcaklığı 6.4°C, sıcak ay olan Temmuz ayı ortalama sıcaklığı 26.8°C, yıllık ortalama sıcaklık 16.3°C civarındadır. Ortalama yıllık toplam yağış 725.9mm dir ve yağışların çoğu kış mevsimindedir. Yaz yağışlarının yıllık toplam içindeki payı %5.7 dir. Bu yüzden bölgede yaz kuraklığı hakimdir. Yıllık ortalama nispi nem %63.2 dir.

4. Marmara İklimi:

Marmara Bölgesi'nin kuzey Ege'yi de içine alacak şekilde güney kesiminde görülür. Kışları Akdeniz iklimi kadar ılık, yazları Karadeniz iklimi kadar yağışlı değildir. Karasal iklim kadar kışı soğuk, yazı da kurak geçmemektedir. Bu özelliklerden dolayı Marmara iklimi, karasal Karadeniz ve Akdeniz iklimleri arasında bir geçiş özelliği göstermektedir. Buna bağlı olarak doğal bitki örtüsünü alçak kesimlerde Akdeniz kökenli bitkiler, yüksek kesimlerde kuzeye bakan yamaçlarda Karadeniz bitki topluluğu özelliğindeki nemli ormanlar oluşturmaktadır. Soğuk ay olan Ocak ayı ortalama sıcaklığı 4.9°C, sıcak ay olan Temmuz ayı ortalama sıcaklığı 23.7°C, yıllık ortalama sıcaklık 14.0°C dir. Ortalama yıllık toplam yağış 595.2mm dir ve yağışların çoğu kış mevsimindedir. Yaz yağışlarının yıllık toplam içindeki payı %11.7 dir. Yıllık ortalama nispi nem %73'tür.


Ortalama Sıcaklık Normali
Türkiye uzun yıllık sıcaklık dağılımı

Aylık sıcaklıkların alansal dağılımına baktığımızda en düşük ortalamaların Ardahan, Kars Erzurum Hakkari, Uludağ, Çerkeş, ve Kangal da 4-8°C, Orta Anadolu'da 8-12°C, Marmara, Karadeniz ve Akdeniz'in kuzeyinde 12-16°C Akdeniz ve Ege kıyılarında ise 16-20°C olduğunu görmekteyiz.

Yağış

Atmosferdeki yoğunlaşma sonucu meydana gelen su damlacıkları başlangıçta birkaç mikronla 100 mikron çapındadır. Bunların bir arada toplanmasından bulutlar meydana gelir. Fakat her buluttan yağış düşmemektedir. Yağışın düşebilmesi için damlacıkların birleşip 0.5 mm çapına ulaşması gerekir. Yağışın meydana gelmesinde esas rolü oynayan yoğunlaşma işleminde havanın soğuması önemli bir etkendir. Bu yüzden yağış tiplerini soğuma şekillerine göre incelemek mümkündür.

  • Konvektif yağışlar: Yerdeki sıcak hava kütlesinin konvektif yükselmesiyle meydana gelen genellikle sağanak şeklindeki yağışlardır.
  • Orografik Yağışlar: Hava kütlelerinin bir engebeye çarparak yükselmesi ve soğuyarak yoğunlaşması sonucu meydana gelen yağışlardır.
  • Cephesel Yağışlar: Hava kütleleri arasındaki cephelere bağlı meydana gelen yağışlardır. Yeryüzündeki yağışların büyük kısmı bu şekildedir.

Yağışlar
Türkiye mevsimlik yağış dağılımı

Mevsimlik yağışların alansal dağılımına baktığımızda Akdeniz Bölgesinin yağışlarının çoğunu Kış aylarında aldığını görüyoruz. Akdeniz'de bu yağışı bırakan sistemler dağların etkisiyle iç bölgelerde daha az yağış bırakmaktadır.

Karadeniz Bölgesinin ise her mevsim yağışlı olduğunu görmekteyiz.Yaz aylarında ise kuzey bölgelerimiz daha fazla yağış almaktadır. M.Polar hava kütleleri Karadeniz üzerinde nem kazanıp Rize ve Hopa çevresinde yükselişe geçerek orografik yağışlar bırakır. Bu dönemde güney bölgelerimizde yağışların oldukça azaldığını söyleyebiliriz. Kuzeyli ve güneyli akımlarda iç bölgeler az yağış alır. İç bölgeler ancak batılı akımlarda yağış alır.

Ortalama Yağış
Türkiye uzun yıllık ortalam yıllık toplam yağış dağılımı

Türkiye yağış açısından çok çeşitlilik göstermektedir. Genelde sahil kesimlerimiz 1000 mm nin üzerinde yağış alırken Rize 2300; Orta Anadolu ise sadece 300 mm civarında yağış almaktadır. Bu da sıcaklığın ve buharlaşmanın arttığı yaz aylarında kuraklığa sebep olmaktadır.

 

Şiddetli Yağışlar

Bir yağısın şiddetli sayılabilmesi için;Formül formulüne göre bulunan değere esit veya yüksek olması gerekir. Türkiye'de Standart zamanlarda bugüne kadar gerçekleşen maksimum yağışlar incelendiğinde kısa sürelerde en şiddetli yağışların Hopa'da , saatlik ve günlük yağışlarda ise Antalya ve Marmaris'te olduğunu görmekteyiz.

En Yüksek Yağışlar

Şiddetli yağışlar sonucu oluşan seller yüzey akışına geçen yağışın tahliye edilememesi, alt yapının yeterli olmaması sonucu ortaya çıkan afetlerdir. Ayrıca ağaçların mehfez ve köprüleri tıkaması sonucu su tahliye olamamakta ve yerleşim alanlarını su basmaktadır.

Nispi Nem

Nispi nem mevcut basınç ve sıcaklıkta, havadaki su buharı miktarının, aynı basınç ve sıcaklıktaki havanın alabileceği maksimum su buharı miktarına oranına denir ve % olarak ifade edilir. Diğer bir deyişle nispi nem havanın doyma açığını gösterir. Nispi nem mutlak nem miktarını vermez.

Yılllık Ortalama Nisbi Nem
Nispi nem dağılımı

Buharlaşma

                    Aylık Buharlaşmar Aylık Buharlaşmar
Buharlaşma dağılımı

Buradaki değerlendirmeler açık yüzey buharlaşma verilerinden yapılmıştır. Kış aylarında donma nedeniyle buharlaşma havuzları servisten kaldırılmaktadır. Türkiye'nin Nisan-Kasım uzun yıllık buharlaşma miktarlarının alansal dağılımı, G.D.Anadolu'da buharlaşmanın fazla olduğunu göstermektedir. Nispi nem ile buharlaşma arasında ters bir orantı vardır.

Bulut Kapalılığı

Uzun Yıllar Bulut Kapalılığı
Bulut kapalılığı

Türkiye'de Bulut kapalılığı kuzeyde fazla güneyde azdır. Doğu Karadeniz'de kapalılığın yüksek olması ile yağışlar arasında doğru bir orantı vardır.

Güneşlenme

         Ortalama Güneşlenme
Güneşlenme dağılımı

Güneşlenme süresi ve şiddeti enleme dayalı parametrelerdir. Bulut kapalılığı ile ters orantılıdır. Güneyde güneşlenme süre ve şiddeti daha fazladır.

Rüzgar

Havanın bütün gazlar gibi genleşme ve akma kabiliyeti vardır. Yatay yönde yer değiştiren bir hava kütlesinin hareketine rüzgar denir. Yeryüzü çeşitli nedenlerle farklı ısınır. Böylece ısınan hava kütlesi genleşerek yükselir. Komşu bölgedeki soğuk hava bu bölgeye doğru akmaya başlar. Ve rüzgar meydana gelir.

Rüzgarın hangi yönden, ne kadar süreyle ve ne kadar sıklıkla estiğinin bilinmesi gerekir.

Ortalama RüzgarYöne Frekansları
Rüzgar dağılımı

Alansal dağılımda en fazla ortalama hızın Çanakkale'de olduğunu görüyoruz. Bozkurt, Gelibolu, Ankara, Kırşehir, İskenderun'da 38m/sec lik maksimum hızlara rastlanmıştır. Bu hız saatte 136 km' ye karşılık gelmektedir.

Maksimum Rüzgar
Maksimum rüzgar dağılımı

Rüzgar bilgileri rüzgar enerjisi çalışmalarında çok gereklidir. Rüzgar santrallerinin kurulabilmesi için gerekli rüzgarlı alanların tespit edilmesi çok önemlidir. Coğrafi faktörler rüzgarın hızını önemli ölçüde etkilemektedir. Bu konuda özel araştırmalara gerek vardır.

Basınç

Atmosferdeki gazların temas ettikleri yüzeylere uyguladığı kuvvete hava basıncı denmektedir. Hava sıcaklığına bağlı olarak yoğunluktaki artma ve azalmalar sebebiyle basınçta değişiklikler görülür. Bunun yanı sıra hava basıncı, mevsimler, yükseklik, yerçekimi, cephe ve basınç sistemlerine bağlı olarak değişmektedir.

Ortalama Basınç
Basınç dağılımı

Türkiye de basıncın yükseltiye dayalı olarak 776-1026 mb arasında değiştiğini söyleyebiliriz. Meteorolojik çalışmalarda yükselti faktörünü elemine etmek için istasyon basıncı hesaplamayla deniz seviyesine indirilmektedir.

 

KAYNAK:  http://www.meteor.gov.tr/2006/zirai/zirai-calismalar.aspx?subPg=e

© Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü - 1998-2007


Bu konu ile ilgili toplam 3 kişi yorum yapmış...

Siz de görüşlerinizi paylaşmak için tıklayınız...

Yorumlar (3)


• 26/8/2007 - BÖLGE ,BÖLÜM,YÖRE KAVRAMLARI

Kategori: LISE 1 COGRAFYA

BÖLGE ,BÖLÜM,YÖRE KAVRAMLARI

Kategori: LISE 1 COGRAFYA

BÖLGE BÖLÜM YÖRE KAVRAMLARI




BÖLGE
Herhangi bir yerin tabii, beşeri vevekonomik özellikler bakımından benzer özellikler gösteren kısmına bölge denir. Akdeniz Bölgesi gibi.. Bunun dışında tarım bölgeleri, nüfus bölgeleri, iklim ve yeryüzü şekillerine bağlı olarak bölgeler oluşturabilir. 1941 yılında Ankara'da toplanan Birinci Coğrafya Kongresi, uzun süren çalışmaları sonunda Türkiye'yi yedi coğrafi bölgeye ayırmıştır. Adı geçen kongrenin çalışmalarında; Türkiye'nin üç tarafının denizle çevrilmiş olması, uzun kenarları boyunca kıyıya paralel dağ sıralarının bulunuşu, bu dağların yüksek, ama az engebeli olan orta kesimi deniz etkisinden ayırması, bu yüzden kıyı şeridiyle iç kesimler arasında iklim, doğal bitki örtüsü, tarım çeşitlerinin dağılımı ve bunların ulaşım sistemlerine ve konut tiplerine etkisi gibi etmenler göz önünde tutulmuş ve Türkiye'nin dört kenar bölgeyle, üç iç bölgeye ayrılması mümkün olmuştur. Tespit edilen yedi bölgeden ilk dördüne komşu olduğu denizin adı verilmiştir (Karadeniz, Marmara, Ege ve Akdeniz Bölgeleri). Diğer üç bölge de Anadolu bütünü içindeki yerlerine göre adlandırılmıştır (İç Anadolu, Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri).

   

BÖLÜM
Bölge içerisinde, tabii, beşeri ve ekonomik özellikler bakımından benzer olmakla birlikte bazı farklılıklar gösteren kısımlara bölüm denir. Antalya Bölümü, Adana Bölümü gibi...

   
       

                               Resimde görüldüğü gibi kıyı ege ve İç Batı Anadolu Bölümü
YÖRE
Bölüm içinde farklı özelliklere sahip olan küçük alanlara yöre denir. Teke Yöresi, Menteşe Yöresi gibi..

Coğrafi bölgeleri birbirinden ayıran özellikler şunlardır:
a. Tabii özellikler: Bölgenin konumu, yeryüzü şekilleri, iklim ve bitki örtüsü gibi özelliklerdir.
b. Beşeri ve ekonomik özellikler : Nüfus miktarı, nüfusun dağılışı, nüfusun yapısı, yerleşme, ekonomik etkinlikler, milli gelirin bölgelere dağılışı ve kültürel faktörlerdir.

   

İDARÎ BÖLÜM
Coğrafi bölgelerin dışında kamu hizmetlerinin durumuna, ekonomik şartlara göre idari bölümler oluşturulmuştur. İdari bölümlerin oluşturulmasında coğrafi bölgeler dikkate alınmamıştır. Bundan dolayı coğrafi bölgelerin sınırları ile idari bölgelerin sınırları birbirini tutmaz. İdari bölümler il, ilçe, bucak ve köy gibi kısımlara ayrılır.

Bölgelerin izdüşüm alanlarına göre sıralanışı

·  1. Doğu Anadolu..................... 171.000 km2

·  2. iç Anadolu........................... 162.000 km2

·  3. Karadeniz............................ 146.178 km2

·  4. Akdeniz............................... 122.100 km2

·  5. Ege..................................... 85.000 km2

·  6. Marmara ............................. 67.300 km2

·  7. Güneydoğu Anadolu........... 61.000 km2


Bu konu ile ilgili toplam 1 kişi yorum yapmış...

Siz de görüşlerinizi paylaşmak için tıklayınız...

Yorumlar (1)


• 4/8/2007 - DÜNYANIN UYDUSU AY VE ÖZELLİKLERİ...

Kategori: LISE 1 COGRAFYA

DÜNYA'NIN UYDUSU AY

Kategori: LISE 1 COGRAFYA

 

                         DÜNYA'NIN UYDUSU AY

 



Ay dünyanın tek doğal uydusudur. Dünyadan uzaklığı 384,400 km, çapı 3476 km ve kütlesi 7.35e22 kg.dır. Roma'lılar Luna, eski yunanlılar Selene ve Artemis adını vermişlerdir. Diğer mitolojilerde de değişik pek çok ad verilmiştir.

 

Gökyüzünde güneşten sonraki en parlak cisimdir. Ay, her ay dünya çevresinde dönerken, Dünya Ay ve Güneş arasındaki açılar değişir ve, bu olay Ay'ın değişik fazlarının oluşmasına yol açar (Sayfa sonundaki hareketli resme bakınız). Yeni Ay'dan bir sonraki yeni Ay'a kadar geçen süre 29.5 gündür (709 saat). Bu süre doğal olarak, Ay'ın rotasyon süresinden çok az da olsa farklıdır (dünya ile birlikte güneş çevresinde hareker ettiğinden dünyaya göre kendi çevresinde dönmesi ile sabit bir noktaya - yıldızlara - göre olan arasında az bir fark oluşur).

                                                 AYIN EVRELERİ:

         

 

Boyutları ve yapısı nedeniyle Ay bazen, teresterial gezegen olarak sınıflandırılır(Merkür, Venüs, Dünya ve Mars'la birlikte). Pluto/Charon gibi Dünya/Ay sistemi de bazı gökbilimcilerce bir çift gezegen olarak kabul edilir.

Ay'a ilk kez inen uzay aracı 1959'da Luna2 sovyet uzay aracı olmuştur. Halen insanların ziyaret edebildiği tek uzay cismidir.Ay'a ilk insanlı iniş 20 temmuz 1969'da ve sonuncusu da 1972 aralığında gerçekleşmiştir. Ay, yüzeyinden örnekler toplanarak dünyaya getirilen tek cisim olma özelliğini de halen korumaktadır.

1994 yazında Clementine ve 1999'da da Lunar Prospector uzay araçları aracılığı ile Ay'ın son derece detaylı haritaları elde edilmiştir.

Hayret verici bir şekilde, Ay'ın ağırlık merkezi, geometrik merkezinden kaçıktır, bu nedenle de Ay'ın dünyaya bakan yüzündeki yer çekimi aksi yüzdeki çekimden daha fazladır. Dünya ile Ay arasındaki çekim kuvvetleri bazı ilginç olaylara neden olur. Bunlardan en belirgini gelgit olayıdır. Dünyanın Ay'a bakan tarafındaki ve tam aksi yüzdeki okyanusta belirgin bir kabarma olur. Dünya kendi çevresinde Ay'ın dündüğünden çok daha hızlı döndüğü için, her iki kabarıklık da dünya çevresini dolaşarak günde iki kez denizlerin çekilip tekrar yükselmesine (gelgite) neden olur. Bu basitleştirilmiş bir modeldir, gelgit olayı özellikle sahillerde çok daha karmaşıktır.

Dünyanın rotasyonu, gelgit kabartısını ay-dünya hattının biraz daha ilerisine taşır. Bu da dünya ve ay arasındaki kuvvetin ay ve dünyanın merkezlerini birleştiren çizginin dışına kaymasına neden olur. Aradaki bu kuvvet Ay'ın dünya çevresinde dönüşünü hızlandırırken, dünyanın da kendi çevresindeki dönüşünü yavaşlatır. Bunun sonucu olarak da günler her yüzyılda 1.5 milisaniye kadar uzar ve A'yın yörüngesi senede 3.8 cm. kadar dünyadan uzaklaşır.

Ay'ın rotasyonunun senkron olmasından, yani, ayın her zaman aynı yüzünün dünyaya dönük olmasından da bu asimetrik özellikteki çekim kuvveti sorumludur. Bu kuvvet, ayın rotasyonunu yavaşlatarak senkron hale gelmesine neden olmuştur. Aynı şey güneş sistemindeki pek çok uydunun başına gelmiştir. Dünyanın da yavaşlaması ile zaman içinde Ay ve Dünya tıpkı Pluto-Charon ikilisi gibi karşılıklı senkron hale gelecek, ve sonuçta dünyanın da hep aynı yüzü aya bakar hale gelecektir.

 

Eliptik yürüngesi ve ağırlık merkezinin eksantrikliği nedeniyle ay dünya etrafındaki dönüşü sırasında hafifçe yalpalar, bu sayede arka yüzünün birkaç derecelik bölümü zaman zaman dünyadan görünür (sayfanın sonundaki hareketli resme bakınız). Arka yüzün tamamına yakın bir bölümü 1959' a kadar sır olarak kalmıştı. Ayın arka yüzünün fotografları ilk kez sovyet uzay aracı Luna3 tarafından çekilmiştir. (Not: Ay'ın karanlık yüzü yoktur. Ayın kutuplarındaki derin kraterlerin belli bölgeleri dışında her noktası zamanın yarısında güneş görür. Geçmişte sıkça kullanılan ''karanlık yüz'' terimi bilinmeyen anlamındadır ve artık geçerli değildir.)

 

Ay'ın atmosferi yoktur. Ancak Clementine uzay aracının bulguları Ay'ın güney kutbundaki, güneş görmeyen bazı derin kraterler içinde su buzu bulunduğunu göstermiştir. Çok yakın zamanda Lunar Prospector uzay aracı da bunu hem güney hem de kuzey kutbu için doğrulamıştır.AY YÜZEYİNE ÇARPAN BİR METEOR. 

         

 

Ay'ın kabuğu 68km. kalınlıktadır. Kabuk kalınlığı Mare Crisium tabanında 0'dan arka yüzde, Korolev k arteri Kuzeyinde, 107 km'ye kadar değişiklikler gösterir. Genelde ön yüzde daha incedir. Kabuğun altında Magma tabakası ve altında muhtemelen küçük bir çekirdek (kabaca 340 km çapında ve Ay kütlesinin %2'si kadar) bulunur. Dünyadakinin aksine Ay'ın magma tabakasının ancak bir bölümü erimiş haldedir. Ay'ın ağırlık merkezi, geometrik merkezinden, 2 km kadar dünya tarafına yakındır.

Ay yüzeyi, yüzey şekline göre iki ana sınıfta toplanır: Çok sayıda ve sık kraterlerle karakterize, oluşumu çok eski dağlık bölgeler ve nispeten düz, ve daha genç maria bölgeleri. Ay yüzeyinin %16'sını oluşturan bu kuru denizler içleri daha sonradan magma ile dolmuş çok büyük kraterlerdir. Yüzeyin büyük bölümü regolith adı verilen meteor çarpmaları sonu oluşmuş toz, taş ve kayalarla kaplıdır. (not : ay yüzeyündeki daha koyu olarak gözüken ve çoğunluğu Ay'ın ön yüzünde bulunan bu düzlükler, çok eskiden beri deniz anlamına gelen mare adıyla anılırlar. Maria sözcüğü mare'nin çoğuludur)

Ön yüzdeki kraterlerin büyük bölümüne, bilim tarihinin önemli kişiliklerinin isimleri verilmiştir (Tyco, Copernicus, Ptolemaeus gibi). Arka yüzdeki şekilllere ise daha güncel isimler verilmiştir (Apollo, Gagarin, Korolev gibi. Bu yüz ilk kez sovyet araçlarınca görüntülendiğinden isimlerin çoğu da rusça kökenlidir)

Aşağıdaki şekil Ay yüzeyinin eksiksiz bir projeksiyonudur.
Şeklin orta bölgesi dünyaya bakan yüz, sağ ve sol bölümler ise arka yüzü göstermektedir.

Ay'dan Apollo ve Luna uzay programlarıyla dünyaya 382 kg. kaya örneği getirilmiştir. 20 sene sonra hala incelenmekte olan bu örneklerden, ayın yapısı ve geçmişi hakkındaki bilgilerimizin büyük bir bölümü elde edilmiştir. Örneklerin büyük çoğunluğunun 4.6 ila 3 milyar yaşında olduğu anlaşılmıştır. Oysa dünyada 3 milyardan daha yaşlı örnekler bulmak hayli zordur. Bu örnekler, güneş sisteminin, dünyanın ve ayın oluşumu hakkında önemli ipuçları içermektedir.

 

Ay taşı örneklerinden önce, Ay'ın oluşumu hakkında bir fikir birliği yoktu. Üç ayrı teori ileri sürülüyordu. Ay ve dünyanın aynı zamanda solar nebuladan oluştukları, Ay'ın dünyadan kopan bir parçayla oluştuğu ya da Ay'ın başka bir yerden gelip dünyanın çekimine kapıldığı ileri sürülmekteydi. Ay taşlarının incelenmesinden sonra ise, en çok kabul gören senaryo, en az Mars büyüklügünde bir cismin dünyaya çarparak Ay'ı dünyadan kopardığı şeklindedir.

 

Ayın bir küresel manyetik alanı yoktur. Ancak yüzeydeki kayalardan bazılarının manyetik özelliği, bir zamanlar ayın da global manyetik alanı olduğu düşüncesini desteklemektedir.

Yandaki hareketli resim Ay'ın fazlarını ve, yörüngesinin eliptikliğinden oluşan yalpalama hareketini belirgin olarak göstermektedir. Hareketli resim gerçek fotograf serilerini biraraya getirerek hazırlanmıştır.

             Kaynak:www.catamaranvega.com/astro/04/04_03.html


Bu konu ile ilgili toplam 3 kişi yorum yapmış...

Siz de görüşlerinizi paylaşmak için tıklayınız...

Yorumlar (3)


• 2/8/2007 - NEPTÜN GEZEGENİ VE ÖZELLİKLERİ...

Kategori: LISE 1 COGRAFYA

NEPTÜN GEZEGENİ VE ÖZELLİKLERİ...

Kategori: LISE 1 COGRAFYA

        

                                                                             NEPTÜN

    

 

Roma mitolojisinde Neptün (eski yunan : Poseidon) deniz tanrısıdır.

 

Uranüs'ün keşfinden sonra, yörüngesinin Newton kanunlarına uymadığı farkedilmiş ve buna, daha uzak bir gezegenin çekiminin neden olduğu düşünülmüştür. Adams ve Le Verrier birbirlerinden bağımsız olarak, Jupiter Satürn ve Uranüs'ün orbital hareketlerinden bu bilinmeyen gezegenin yörüngesini hesaplamışlardır. Ve nihayet 1846'da Galle ve d'Arrest tarafından Neptün keşfedilmiştir.

 

Keşfinden 2 yüzyılı aşkın bir süre önce 1613'de Neptün, Jupiter'e yakın bir konumda iken Galileo tarafından gözlemlenmiş, ancak bir yıldız olarak değerlendirilmiştir.

 

Sistemin 8. ve Gaz Devleri'nin en dış gezegenidir. ekvatorundaki çevresi 49,500 km.dir (içine 60 dünya sığacak büyüklükte). Bir Neptün yılı 165 dünya yılına eşittir. Bir Neptün günü ise 16 saat 6.7 dakika kadardır. Pluto'nun yörüngesi çok eksantrik olup bazen Neptün'ün yörüngesini keser. Bu durumda Neptün birkaç yıl boyunca güneş'e en uzak gezegen konumunda olur.

Neptün'ün yapısı muhtemelen Uranüs'e benzer. Çapı, kütlesi, rotasyon süresi, çekim alanının şekli ve hidrojen helyum ve suyun yüksek basınç altındaki davranışı bize Neptün'ün iç yapısı hakkında fikir verir.Neptün'ün dış zarfı, moleküler hidrojen, helyum ve metandan oluşur (2 dünya kütlesinde). Bunun altındaki katman yüksek basınç altındaki, bolca su, metan, amonyak ve diğer elementlerden oluşmuştur (10-15 dünya kütlesinde). En derinde de kaya ve buz dan oluşmuş çekirdeği vardır (1 dünya kütlesinden az).

Jupiter ve Satürn gibi Neptün'ün de bir iç enerji kaynağı vardır. Güneşden aldığından iki kat fazla enerji yayar.

Atmosferi büyük oranda hidrojen, helyum ve az miktarda metan içerir. Mavi rengi metandan dolayıdır (metan kırmızı ışığı absorbe eder).Diğer gaz gezegenleri gibi Neptün'de de enlemlere paralel rüzgar bantları bulunur. Güneş sisteminin en hızlı rüzgarları Neptün'dedir, hızları yer yer 2000 km/saat'i aşar.
Voyager uzay aracı ile buluşması sırasında Neptün atmosferindeki en baskın özellik, güney yarıküresinde görülen Büyük Koyu Leke idi (sağda). Çevresinde parlak beyaz bulutların da olduğu bu lekeyi Neptün rüzgarları saatte 1000 km.'yi aşan bir hızla batıya taşıyordu. Atmosferin aşağı tabakalarından bir kabarma olarak değerlendirilen bu lekenin nasıl oluştuğu bilinmemektedir.
Hubble gözlemleri (solda) 1994 de Büyük Koyu Lekenin kaybolduğunu gşstermiş ve birkaç ay sonra da bu kez kuzey yarıkürede yeni bir lekenin oluştuğunu gözlemlemiştir. Muhtemelen bulutların alt ve üst bölgeleri arasındaki ısı farkları Neptün atmosferinde çok hızlı değişimlere neden olmaktadır.
Sağdaki resimde Sirrüs benzeri bulut oluşumları görülmektedir. Bu parlak beyaz bulutların gölgesi 50 km. aşagıdaki mavi bulut tabakası üzerine düşmekte. Güneşin aydınlattığı, çizgiler halindeki bu beyaz bulutların genişlikleri 50 - 160 km. arasında değişmekte ve uzunukları binlerce km.'yi aşmaktadır.
Bu resim, Büyük Koyu Leke'nin güneyinde oluşmuş Küçük Koyu Leke'yi göstermektedir. Bu koyu leke içindeki spiral beyaz bulutlarıyla, Neptün atmosferindeki bir fırtınayı göstermektedir.
Neptün'ün de halkaları vardır. Dünyadan yapılan gözlemlerde yay parçaları halinde gözüken bu halkaların tam olduğu Voyager2 tarafından gösterilmiştir. Halkalardan birinin (sağda) şaşırtıcı şekilde, birbiri üzerine sarılarak helezon oluşturan iki halkadan oluştuğu görülmüştür. Halkalar oldukça koyu renkte olup içerikleri tahminden öteye geçmemektedir.

Neptün'ün manyetik alanı da Uranüs'ünki gibi eksenden farklı bir açıdadır. İç katmanlarındaki iletken maddenin hareketiyle oluştuğu sanılmaktadır.

 

Gece nereye bakacağınızı bilirseniz iyi bir dürbünle Neptün görülebilir. Ancak minik bir diskden farklı birşey görmek işterseniz gelişmiş bir teleskopa ihtiyaç vardır.

 

Neptün'ün bilinen 8 uydusu vardır (Triton ve 7 küçük uydu).

Solda Hubble Uzay Teleskopu ile elde edilmiş gerçek renklerinde Neptün ve uydularından en büyüğü olan Triton'un resmini görmektesiniz. Neptün atmosferindeki bulut bantları da belirgin şekilde gözükmekte.

(Gezegenlerin uyduları bölümüne bakınız.)


Neptün Sayısal Değerler
 Kâşif Johann Gotfried Galle 
 Keşfedildiği tarih 23 Eylül 1846 
 Kütle (kg) 1.024e+26 
 Kütle (Dünya = 1) 1.7135e+01 
 Ekvatoryal yarıçap (km) 24,746 
 Ekvatoryal yarıçap (Dünya = 1) 3.8799e+00 
 Ort. Yoğunluk (gm/cm^3) 1.64 
 Ort. Güneşden uzaklık (km) 4,504,300,000 
 Ort. Güneşden uzaklık (Dünya = 1) 30.0611 
 Rotasyon süresi (saat) 16.11 
 Orbital periyod (yıl) 164.79 
 Ort. Orbital hız (km/sn) 5.45 
 Orbital eksantriklik 0.0097 
 Eksen eğimi (derece) 28.31 
 Orbital eğim (derece) 1.774 
 Ekvatoryal yer çekimi (m/sn^2) 11.0 
 Ekvatoryal kaçış hızı (km/sn) 23.50 
 Görünür geometrik beyazlık 0.41 
 Magnitude (Vo) 7.84 
 Ort. bulut ısısı -193 to -153°C 
 Atmosferik basınç (bar) 1-3 
 Atmosferik bileşimi
Hidrojen
Helyum
Metan

85% 
13% 
2% 

                            Kaynak: www.catamaranvega.com/astro/04/04_03.html


Bu konu ile ilgili toplam 1 kişi yorum yapmış...

Siz de görüşlerinizi paylaşmak için tıklayınız...

Yorumlar (1)


• 1/8/2007 - URANÜS GEZEGENİ VE ÖZELLİKLERİ

Kategori: LISE 1 COGRAFYA

URANÜS GEZEGENİ VE ÖZELLİKLERİ

Kategori: LISE 1 COGRAFYA

           

                                                URANÜS GEZEGENİ

          

kaynak:http://www.ifa.hawaii.edu/~barnes/ast110_06/gphah/uranus.jpg
U
ranüs, güneşten
uzaklığına göre 7. gezegendir. Büyüklük sıralamasında 3. gelir. Çapı Neptün'den büyük ancak kütlesi daha azdır.

 

Eski Yunanda, Uranüs cennetin tanrısıdır. Cronus (Satürn), Cyclopedes ve Titan'ın da babası olan Gaia'nın oğludur (Olimpos'da oturan tanrıların ataları).

 

Modern çağlarda keşfedilen ilk gezegendir. 13 Mart 1781'de William Herschel tarafından keşfedilmiştir. Daha önce de pek çok defa görülmüş ama bir yıldız olarak değerlendirilmiştir. 'Uranüs' adı Bode tarafından teklif edilmiş ancak 1850 li yıllardan sonra yagın olarak kullanılmaya başlanmıştır.

 

Uranüs'ü 24 Ocak 1986'da Voyager2 uzay aracı ziyaret etmiştir.

 

Gezegenlerin çoğunun kendi çevrelerindeki dönüş ekseni yaklaşık olarak ekliptik düzleme diktir. Oysa Uranüs'ün ekseni, bu düzleme neredeyse paraleldir.Voyager2'nin geçişi sırasında Uranüs'ün güney kutbu güneşe bakmaktaydı. Gerçi böyle bir eksen eğimiyle hangi kutbun güney hangisinin kuzey olduğunu söyleyebilmek zordur.

 

Uranüs temel olarak kaya ve değişik buzlardan oluşmuştur, kütlenin geri kalanını (%15'ini) hidrojen ve az miktarda Helyum teşkil eder. Uranüs, Jupiter ve Satün'den daha çok onların çekirdeklerine benzer, ancak sıvı metalik hidrojen içermez (Neptün için de durum aynıdır).

Uranüs atmosferi %83 hidrojen, %15 helyum ve %2 metan'dan oluşur.

Diğer gaz gezegenlerde olduğu gibi, Uranüs'ün de enlemleri boyunca uzanan ve hızlı hareket eden bulut bantları vardır. Bu bantlar çok belirsizdirler, ancak Voyager2 'nin gönderdiği resimlerin bilgisayar analizleri ile gösterilebilmişlerdir (solda). Son zamanlarda Hubble Uzay teleskopu ile daha belirgin resimler alınabilmiş ve atmosfer hareketleri gözlenebilmiştir. Şimdi güneş ışınları kutuplardan daha aşağı enlemlere dik geldiğinden mevsimsel atmosfer hareketlerinin de arttığı bu nedenle daha iyi gözlemler yapıldığı gerçektir. 2007 yılında güneş ışınları Uranüs ekvatoruna dik gelecektir.

Gezegenin mavi rengi, kırmızı ışığın atmosferin üst tabakalarındaki metan tarafından emilmesi sonucudur. Jupiter'deki gibi renkli bantların bulunması olasıdır, ancak bu metan tabakası tarafından perdelenmektedir.

Diğer gaz gezegenlerde olduğu gibi Uranüs'ün de halkaları vardır. Satürn halkaları gibi parlak olmamalarına karşın, onlar gibi 10 m. çap ile toz zerrecikleri arasında değişen büyüklüklerde parçacıklardan oluşmuşlardır. Soldaki resim Voyager2 tarafından 96 sn.lik bir pozlandırma ile elde edilmiştir. Daha önceden bilinen halkalar yanında parlak toz halkalarını da göstermektedir. (Kısa çizgiler - uzun pozlama nedeniyle - yıldızların izleridir)

Voyager2, bilinen 5 uydu yanında, 10 yeni küçük uydu daha keşfetmiştir. Halkalar arasında daha pek çok küçük uydunun bulunması olasıdır.

 

Uranüs'ün manyetik alanı garip bir şekilde gezegenin ekseninden 60 derece kadar farklı konumdadır. Bu da eksendeki anormal yatıklığın bir çarpışma sonucu olduğu, gezegenin ekseninin çekirdeğinin dönüş ekseninden daha fazla etkilendiği şeklinde düşüncelere yol açmaktadır.

 

Uranüs, çok berrak ve karanlık gecelerde çıplak gözle belli belirsiz, bir dürbünle ise rahatlıkla görülebilir (Tabi nereye bakmak gerektiğini biliyorsanız.).

 

20 tane isimlendirilmiş ve bir de yeni keşfedilmiş ve resmen isimlendirilmemiş uydusu vardır.(Uyduları için; Gezegenlerin uyduları bölümüne bakınız.)


 

Uranüs Sayısal Değerler
 KâşifWilliam Herschel 
 Keşfedildiği yıl 1781 
 Kütle (kg)8.686e+25 
 Kütle (Dünya = 1)1.4535e+01 
 Ekvatoryal yarıçap (km)25,559 
 Ekvatoryal yarıçap (Dünya = 1)4.0074 
 Ort. Yoğunluk (gm/cm^3)1.29 
 Ort. Güneşden uzaklık (km)2,870,990,000 
 Ort. Güneşden uzaklık (Dünya = 1)19.1914 
 Rotasyon süresi (saat)-17.9 
 Orbital periyod (yıl)84.01 
 Ort. Orbital hız (km/sn)6.81 
 Orbital eksantriklik0.0461 
 Eksen eğimi (derece)97.86 
 Orbital eğim (derece)0.774 
 Ekvatoryal yer çekimi (m/sn^2)7.77 
 Ekvatoryal kaçış hızı (km/sn)21.30 
 Görünür geometrik beyazlık0.51 
 Magnitude (Vo)5.52 
 Ort. bulut ısısı-193°C 
 Atmosferik basınç (bar)1.2 
 Atmosferik bileşimi
Hidrojen
Helyum
Metan

83% 
15% 
2% 
                         Kaynak:  www.catamaranvega.com/astro/04/04_03.html


Bu konu ile ilgili toplam yok kişi yorum yapmış...

Siz de görüşlerinizi paylaşmak için tıklayınız...

Yorumlar (yok)


• 31/7/2007 - SATÜRN GEZEGENİ VE ÖZELLİKLERİ

Kategori: LISE 1 COGRAFYA

SATÜRN GEZEGENİ VE ÖZELLİKLERİ

Kategori: LISE 1 COGRAFYA

                                                                    SATÜRN

                                 


Satürn, sistemin 6. gezegenidir ve Jupiter'den sonra, 119,000 km. ekvatoryal çevresiyle en büyük 2. gezegendir.

Roma mitolojisinde Satürn tarım tanrısıdır, Satürn'ün Yunan mitolojisindeki karşılığı Cronus, Uranüs ve Gaia'nın oğlu ve Zeus'un babasıdır.

 

Satürn Tarih öncesi çağlardan beri bilinmektedir. Teleskopla ilk kez 1610'da Galileo gözlemiş, halkaları nedeniyle garip olan görüntüsünü not etmiş, ancak kafası birhayli karışmıştır.

Birkaç yılda bir dünyanın yörüngesi, Satürn'ün halkalarının bulunduğu düzlemden geçer, bu da Satürn'ün dünyadan görüntüsünü dramatik ölçüde etkiler. 1695'da Chistian Huygens'in, halkaların geometrisini açıklamasına kadar bu görünüm değişikliklerinin nedeni açıklanamamıştır. 1977' de Uranüs'ün, kısa bir süre sonra da Jupiter ve Neptün'ün halkaları keşfedilene kadar, halkaların sadece Satürn'e özel olduğu sanılmaktaydı.

Satürn'ü ilk kez 1979'da Pioneer11 ziyaret etmiş, bunu Voyager1 ve Voyager2 takibetmiştir. Cassini uzay aracı halen yoldadır ve Satürn'e 2004'de varacaktır.

 

Satürn yoğunluğu en az olan gezegendir (0.69 gm/cm3 ile sudan az). Kutupları belirgin şekilde basık olup oblik bir görünüm sunar. Bunun nedeni, kendi çevresindeki dönüşünün çok hızlı olması ve bir gaz gezegeni olmasından kaynaklanır. Diğer gaz gezegenleri de (Satürn kadar olmasa da) oblikdirler.

 

Jupiter gibi Satürn de %75 hidrojen, %25 helyum ve eser oranlarda su, metan, amonyak ve kayadan oluşmuştur. Satürn'ün iç yapısı da aynen Jupitere benzer (kaya bir nüve üzerinde sıvı metalik hidrojen katmanı ve sıvıdan gaza doğru değişen moleküler hidrojen katmanı. Çekirdekte sıcaklık 12,000 Kelvin kadardır ve Satürn de güneşten aldığından daha fazla enerjiyi çevreye yayar. Bu enerji Jupiter'de olduğu gibi Kelvin-Helmholtz mekanizmasıyla oluşur. Ancak bu mekanizma Satürn'ün parlaklığını açıklamak için yeterli değildir. Başka ek mekanizmalar belki de Satürn'ün derinliklerinde helyumun dışa doğru yağması buna neden olmaktadır.

 

Jupiter'de çok belirgin olan bantlar, Satürn'de de vardır ancak daha silik ve ekvatoryal bölgede daha kalındırlar. Bulut hareketleri ve üst atmosferin detaylarını dünyadan gözlemek mümkün olamamıştır, bu nedenle Voyager'ın ziyaretine kadar Satürn'ün atmosferik sirkülasyonu hakkında bilgi edinilememiştir. Jupiter'deki kırmızı noktaya benzer oluşumlar , Satürn'de de saptanmıştır. Hubble Uzay teleskopu 1990'da, Vovager'ın ziyareti sırasında mevcut olmayan, ekvator bölgesindeöok büyük bir beyaz bulut oluşumu saptamıştır.1994'de de daha küçük çapta bir fırtına görülmüştür.

Satürn'ün en belirgin özelliği halkalarıdır. Parlak halkalardan ikisi A ve B, ve daha soluk halkalardan C dünyadan gözlemlenebilir. A ve B halkaları arasındaki boşluk Cassini bölgesi, A halkasının dışındaki belirsiz boşluk ise Encke bölgesi olarak isimlendirilir. Voyagerin gönderdiği resimlerde Bu halkalara ek 4 halka daha saptanmıştır.

Halkalar dünyadan tek parça halinde görünseler de, bağımsız yörüngelere sahip sayısız küçük cisimden (kayalar ve buz kütleleri) oluşmuşlardır. Cisimlerin boyutu genelde santimetreden birkaç metreye kadar değişir, ancak daha nadir olsa da kilometre boyutunda cisimler de söz konusudur.

Satürn halkaları olağanüstü incedirler, çapları 250,000 km'ye varırken kalınlıkları ancak 1 km. kadardır.

 

İlk kez amatör astronomlar tarafından bildirilen, halkalardaki radyal çizgiler (inhomojeniteler), Vovager uzay aracı tarafından da tespit edilmiştir. Satürn'ün manyetik alanının halkalar üzerindeki etkisi olarak değerlendirilmektedir.

Satürn'ün en dış halkası olan F halkasının yapısı birhayli karmaşıktır. Birden fazla halkanın yeryer biribiriyle düğüm yaptığı, bazı yerlerde birbirine sarılarak bir sarmal oluşturduğu Voyager1 aracı tarafından izlenmiştir (solda). Ancak bu durum Voyager2 aracının gönderdiği resimlerde saptanamamıştır. Voyager2'nin izlediği F halkası bölümlerinde halkalar birbirine paraleldir.
Voyager2'nin gönderdiği sağdaki resim özel bilgisayar teknikleriyle suni olarak renklendirilmiştir. Renk farkları, halkaların bir bölümünden diğerine kimyasal kompozisyon farklılıklarını göstermektedir.C halkasının ve Cassini bölgesinin önceden bilinen mavi rengine ek olarak, B halkasının iç ve dış bölgeleri farklı renklerde görülmekte, Bu iki bölge arasında radyal çizgiler gözlenebilmekte ve A halkası bambaşka bir renkte görülmektedir.

Satürn'ün aylarıyla halkaları arasında komplex gel-git rezonansları vardır. Çobanlık yapan uydular da denen (shepherding sattelites) Atlas, Promete ve Pandora, halkaların yerlerini muhafaza edebilmeleri için son derece önemlidir.Uydulardan Mimas, Cassini bölgesinin boş kalmasından sorumludur. Diğer uyduların da halkalar üzerinde önemli etkileri vardır. Halkalar ve uydular sistemi çok karmaşık olup henüz tam anlamıyla anlaşılamamıştır.

 

Satürn ve diğer Jovian gezegenlerin halkalarının orijini bilinmemektedir. Başlangıçtan beri var olabilecekleri gibi, uyduların parçalanmasıyla da oluşmuş olabilirler.

Diğer Jovian gezegenler gibi Satürn'ün de belirgin bir manyetik alanı vardır. Soldaki resim Hubble Uzay Teleskop'u tarafından elde edilmiş Ultraviole Satürn fotografıdır. Kuzey kutbunda manyetik alan sonucu oluşmus Aurora perdesi görülmektedir.Bulutlardan 2000 km. yükseğe kadar ulaşan bu aurora Hubble'ın gözlediği iki saat boyunca hem büyüklük hem de parlaklık değişiklikleri göstermiştir.

Satürn gazları uzak-ultraviole dalgalarında ışıdıklarından, bu dalga boyları da dünya atmosferince absorbe edildiğinden Satürn Aurora'sı sadece uzaydan gözlenebilmektedir.

 

Voyager1 Satürn'le buluşup, onu terk ettikten sonra 5,000,000 km. kadar uzaktan bu fotografı çekmiştir. Bu dünyadan hiçbir zaman göremiyeceğimiz bir Satürn'dür. Satürn'e göre her zaman güneşe çok daha yakın olduğumuzdan Satürn'ün sadece aydınlık yüzünü görebilmekteyiz. Satürn'ün karanlık yüzü ve özellikle halkalar üzerindeki gölgesi pek hoş değil mi?...

Gece gökyüzünde Satürn çıplak gözle kolayca görülür. Küçük bir teleskopla halkalarını da görmek mümkündür.

Satürn'ün 18 tane isimlendirilmiş ve yakın zamanda bulunmuş ve henüz resmen isimlendirilmemiş 12 uydusu, toplam 30 uydusu vardır. (Gezegenlerin uyduları bölümüne bakınız)


Satürn Sayısal Değerler
 Kütle (kg) 5.688e+26 
 Kütle (Dünya = 1) 9.5181e+01 
 Ekvatoryal yarıçap (km) 60,268 
 Ekvatoryal yarıçap (Dünya = 1) 9.4494e+00 
 Ort. Yoğunluk (gm/cm^3) 0.69 
 Ort. Güneşden uzaklık (km) 1,429,400,000 
 Ort. Güneşden uzaklık (Dünya = 1) 9.5388 
 Rotasyon süresi (saat) 10.233 
 Orbital periyod (yıl) 29.458 
 Ort. Orbital hız (km/sn) 9.67 
 Orbital eksantriklik 0.0560 
 Eksen eğimi (derece) 25.33 
 Orbital eğim (derece) 2.488 
 Ekvatoryal yer çekimi (m/sn^2) 9.05 
 Ekvatoryal kaçış hızı (km/sn) 35.49 
 Görünür geometrik beyazlık 0.47 
 Magnitude (Vo) 0.67 
 Ort. bulut ısısı -125°C 
 Atmosferik basınç (bar) 1.4 
 Atmosferik bileşimi
Hidrojen
Helyum

97% 
3% 

KAYNAK:         www.catamaranvega.com/astro/04/04_03.html


Bu konu ile ilgili toplam 1 kişi yorum yapmış...

Siz de görüşlerinizi paylaşmak için tıklayınız...

Yorumlar (1)


• 21/7/2007 - JÜPİTER VE ÖZELLİKLERİ...

Kategori: LISE 1 COGRAFYA

JÜPİTER VE ÖZELLİKLERİ...

Kategori: LISE 1 COGRAFYA

     

                                                                JÜPİTER

              


Jupiter, sistemin beşinci ve en büyük gezegenidir. Kütlesi bütün diğer gezegenlerin toplamından 2 kat fazladır. 1.9 x 1027 kg kütlesi ve 142,800 kilometre ekvator çevresiyle dev bir gezegendir. Zaman zaman Mars'ın parlaklığı Jupiteri geçse de, Güneş, Ay ve Venüs'den sonra gökyüzünün 4. en parlak cismidir.

 

Tanrıların kıralı Jupiter'den alır ismini (yunan : Zeus). Zeus, Kronus'un (Satürn) oğludur. Tarih öncesi çağlardan beri tanınmaktadır. Dört büyük uydusu Io, Europa, Ganimede ve Castillo 1610 yılında Galileo tarafından keşfedilmiş (Galilean uydular olarak da adlandırılırlar) ve dünya çevresinde dönmediği kesinleşen ilk cisimler olarak Kopernik'in güneş merkezli evren modeli lehine değerlendirilmişlerdir.

 

Jupiter ilk kez 1973'de Pioneer10 ve sonra da sırasıyla Pioneer11, Voyager1, Voyager2, Ulysses ve Galileo uzay araçları tarafından ziyaret edilmiştir. Galileo halen Jupiter çevresindeki yöründesinde olup en azından 2 yıl daha bilgi göndemeye devam edecektir.

Gaz gezegenler, katı bir yüzeye sahip değildirler. Gazdan yapıları derinlikle yoğunluk kazanır. 1 atmosfer basınca eşit olan düzey gezegenin yüzeyi olarak kabul edilir. Bu gezegenlere bakarken gördüğümüz, atmosferlerinin (1 atmosfer seviyesinin hemen üzerindeki) en yüksek bulutlarıdır. .

Jupiter hacmen %90'ı hidrojen, %10'u helyumdan, kütlesel olarak da %75'i hidrojen, %25'i helyumdan (eser oranlarda metan su amonyum ve kayadan) oluşmuştur. Bu bileşim güneş sisteminin oluşumundan önceki solar nebulanın bileşimine çok yakındır. Satürn de benzer bir bileşime sahip olmakla birlikte hidrojen ve helyum daha azdır.

 

İç yapısı hakkındaki bilgilerimiz büyük oranda dolaylı edinilmiş bilgilerdir. Galileo'nun atmosferik sondasının verdiği bilgiler, Tepe bulutlarından ancak 150 km. daha aşağıdaki seviyelere kadar olmuştur.

 

Muhtemelen 10-15 dünya kütlesinde bir çekirdeği, üzerinde gezegenin ana kütlesini oluşturan, sıvı metalik halde hidrojen, sonra moleküler sıvı hidrojen ve daha yukarılarda gaz atmosfer. Hidrojenin iyonize proton ve elektronlardan oluşmuş bu egzotik formu 4 milyon barı geçen basınçlar altında söz konusu olmaktadır. Anlaşılacağı gibi Jupiterin iç hidrojeni gaz değil sıvı haldedir, elektriksel olarak iletkendir ve Jupiterin manyetik alanının kaynağıdır. Bu katman muhtemelen helyum da içermektedir.

 

Bunun dışındaki katman ise derinlerde sıvı halde, daha dış kısımlara ulaştıkça da gaz halinde normal moleküler hidrojen ve helyumdan oluşmaktadır. Bizim görebildiğimiz atmosfer bu son kalın katmanın en tepe bölgesinden ibarettir.

 

Yakın zamanda yapılan deneylerin sonuçlarına bakılırsa, hidrojen ani olarak faz değiştirmemektedir. Bundan, Jupiterin ve diğer gaz gezegenlerin değişik katmanları arasında belirgin bir sınır olmadığı anlaşılır. Aşağıdaki resim daha açıklayıcı olabilir.

  • En dış katman moleküler hidrojen'e karşılık gelir. Üst bölgelerinde gaz derin bölgelerinde sıvı haldedir.
  • 10,000 km derinikte basınç 1 milyon bar'a ve ısı 6,000 Kelvin'e ulaşır ve hidrojen sıvımetalik faza dönüşür. Bu fazda Hidrojen atomları parçalanarak güneşin içindeki gibi ionize proton ve elektronlar halindedir. (en kalın katman)
  • Üçüncü katman yüksek basınç ve ısı altınaki su, amonyak ve metandan oluşan koyu çorba kıyamında buzdan oluşmaktadır.
  • En derinde de 10-15 dünya kütlesinde kaya ya da buzsu-kaya çekirdek bulunmaktadır
Atmosferin üst bölgelerinde üç farklı bulut tabakası olduğuna inanılmaktadır. Amonyak buzu bulutları, amonyumhidrosülfid bulutları ve su buzu bulutları. Ancak Galileo sondası bulutlar hakkinda belirgin olmayan sonuçlar göndermiştir (Sondalardan ilki en üst bölge hakkında bilgi verirken ikincisi biraz daha alçak bölge verilerini göndermiştir). Sondalar, ayrıca, atmosferin beklenenden çok daha az miktarlarda su içerdiğini göstermiştir. Şaşırtıcı olan bir diğer konu da sıcaklığın ve yoğunluğun beklenenden yüksek bulunmasıdır. Sonuçların, beklenenden farklı olması, sondaların atmosfere giriş notalarının (sağda) olağan dışı olmasına, giriş noktasının en sıcak ve bulutsuz bir bölgeye rastlamasına bağlanmıştır.
Jupiter ve diğer gaz gezegenlerin üst atmosferleri, enlemleri boyunca kalın bantlar halinde birbirlerinden ayrılan çok hızlı rüzgarlarla karakterizedir. Birbirine komşu bantların rüzgarları aksi yündedir. Bantlar arasında renk değişikliğinin nedeni olarak minimal kimyasal farklılıklar ve ısı farklılıkları gösterilmektedir. Açık renkli bantlar zone (bölge,kuşak), koyu renkli bantlar ise belt (kemer) olarak adlandırılır. Jupiterin bantları uzun zamandan beri bilinmektedir, ancak bantlar arasındaki girdaplar ilk kez Voyager uzay aracı tarafından görüntülenmiştir.

Galileo Sondası bantların hızının beklenenden çok yüksek olduğunu, saatte 650 km.'yi aştığını ve sondanın gözlem yapabildiği derinliğe kadar da aynen devam ettiğini göstermiştir. Bu rüzgarlar binlerce km derinliklere kadar ulaşıyor da olabilir. Jupiter atmosferinin aynı zamanda yoğun türbülanslar içerdiği de anlaşılmıştır. Rüzgarların, dünyadaki gibi güneşin etkisiyle değil, Jupiterin iç ısısından kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

Bulutların canlı renklerinin nedeni muhtemelen atmosferde eser miktarlarda bulunan elementler arasındaki kimyasal reaksiyonlardır. Belki de bundan, bileşimleri farklı renklere sahip olan kükürt sorumludur. Henüz bu olayın detayları bilinmemektedir. Renkler bulutların yükseklikleri ile de ilişkilidir. Alçak bulutlardan yüksek bulutlara doğru sıralarsak, en aşağıdakiler mavi, sonra kahverengi, beyaz ve en yüksektekiler de kırmızı bulutlardır. Bazen aşağıdaki bulutlar, üsttekiler arasında oluşan deliklerden görülürler.

Büyük Kırmızı Nokta (GRS, Great Red Spot) üçyüz yıldan fazla bir zamandan beri astronomlar tarafından gözlenmektedir.(İlk farkeden Cassini ya da Robert Hook - 17.Yüzyıl). GRS 12,000 km'ye 25,000 km boyutlarında, iki adet dünyayı içine alabilecek büyüklükte oval bir lekedir. Bulut tepeleri çevreden beligin şekilde daha yüksek ve soğuk olan bu bölgenin, kendi etrafındaki dönüş yönünden, bir yüksek basınç alanı olduğu anlaşılmaktadır.Benzer yapılar Satürn ve Neptünde de görülmüştür. Böyle bir oluşumun bu kadar uzun zamandan beri varlığını sürdürebilmesinin nedenleri henüz bilinmemektedir.

 

Jupiter Güneşden aldığından daha fazla enerji yayar. İç kısımları oldukça sıcaktır. Çekirdeği muhtemelen 20,000 Kelvin civarındadır. Isı yerçekimine bağlı olarak, gezegenin yavaş sıkışması sonucu oluşur (Kelvin-Helmholtz mekanizması). Jupiter, güneşte olduğu gibi nükleer füzyonla ısı oluşturmaz, sıcaklık ve basınç nükleer reaksiyonları tetikleyebilecek düzeyde değildir. Oluşan ısı jupiterin sıvı katmanlarında konveksiyona neden olur. Atmosferdeki bulut hareketliliğinin nedeni olarak bu konveksiyon akımları gösterilmektedir.

Jupiterin çapı, bir gaz gezegeninin olabileceği en büyük çapa yakındır. Jupiterin kütlesini arttıracak şekilde madde ilave edilebilse çapının değişmediği ya da çok az büyüdüğü görülürdü. Bir yıldızın daha büyük olabilmesinin nedeni, çekirdeğindeki nükleer reaksiyondur. Jupiterin bir yıldız olabilmesi için kütlesinin 80 kat daha büyük olması gerekirdi.


Jupiterin muazzam büyüklükte bir manyetik alanı vardır. Jupiter manyetosferi 650 milyon km.'den öteye uzanır, aylarını içine alır, dahası Satürn'ün yörüngesini aşar. Io'daki aktivitenin bir bölümü kısmen de olsa, bu manyetik alana bağlanır. Yandaki 1. görüntü, Cassini uzay aracındaki iyon ve nötr kütle spektrometresiyle elde edilmiştir ve Jupiter'in muazzam manyetik alanını göstermektedir.

 

Soldaki resimde Jupiterin kuzey kutbunu bir kement gibi çevreleyen , ve floresan gibi ışıldayan bir gaz perdesi görülmekte. Bu gezegenin kuvvetli manyetik alanıyla oluşan aurora'dır. Tıpkı dünyadaki kuzey ışıkları gibi ama çok daha kuvvetli ve büyük. (Aurora, yüksek enerjili elektronların manyetik alan içindeki akımı sırasında atmosferik gazları iyonize ederek parlamalarına neden olmasından kaynaklanır.)

Satürn gibi Jupiterin de halkaları vardır, ancak çok daha küçük ve solukturlar.Voyager 1 Jupiter'i ziyaret edene dek hiç kimse halkaları olacağını beklemiyordu. O zamandan beri, infrared teleskoplarla hem yeryüzünden hem de Galileo aracından pek çok görüntü elde edildi. Jupiter halkaları, Satürn'ünkilerin tersine oldukça karanlıktır, kaya menşeli olduğu, buz içermediği düşünülmektedir.

1994 Temmuzunda Shomaker-Levy 9 kuyruklu yıldızı Jupiterle çarpıştı. Astronomik anlamda bile çok sık rastlanamayacak bu olay amatör teleskoplarla dahi izlenebildi. Hubble Uzay Teleskopu ile bir yıl sonrasına kadar olayın etkileri (kalıntıları) takip edilebildi. (Kuyruklu yıldızlar bölümüne bakınız)

 

Geceleyin Jupiter Venüs'den sonra en parlak gezegendir. Galilean uyduları iyi bir dürbünle görülebilir. Bilinen 28 uydusu vardır. Dört büyük Galilean uydu, isimlendirilmiş 12 küçük uydu ve yeni bulunmuş ve halen isimlendirilmemiş 12 uydu daha. (gezegenlerin uyduları bölümüne bakınız)

 


Jupiter Sayısal Değerler
 Kütle (kg) 1.900e+27 
 Kütle (Dünya = 1) 3.1794e+02 
 Ekvatoryal yarıçap (km) 71,492 
 Ekvatoryal yarıçap (Dünya = 1) 1.1209e+01 
 Ort. Yoğunluk (gm/cm^3) 1.33 
 Ort. Güneşden uzaklık (km) 778,330,000 
 Ort. Güneşden uzaklık (Dünya = 1) 5.2028 
 Rotasyon süresi (gün) 0.41354 
 Orbital periyod (gün) 4332.71 
 Ort. Orbital hız (km/sn) 13.07 
 Orbital eksantriklik 0.0483 
 Eksen eğimi (derece) 3.13 
 Orbital eğim (derece) 1.308 
 Ekvatoryal yer çekimi (m/sn^2) 22.88 
 Ekvatoryal kaçış hızı (km/sn) 59.56 
 Görünür geometrik beyazlık 0.52 
 Magnitude (Vo) -2.70 
 Ort. bulut ısısı -121°C 
 Atmosferik basınç (bar) 0.7 
 Atmosferik bileşimi
Hidrojen
Helyum

90% 
10% 

 

                            Kaynak: www.catamaranvega.com/astro/04/04_03.html


Bu konu ile ilgili toplam 1 kişi yorum yapmış...

Siz de görüşlerinizi paylaşmak için tıklayınız...

Yorumlar (1)


• 18/7/2007 - MARS GEZEGENİ VE ÖZELLİKLERİ...

Kategori: LISE 1 COGRAFYA

MARS GEZEGENİ VE ÖZELLİKLERİ...

Kategori: LISE 1 COGRAFYA

MARS


Mars (Yunan : Ares) savaş tanrısı. Kırmızı renginden dolayı bu adı almıştır. Kırmızı gezegen olarak da anılır. Mart ayının adı da Mars'dan gelmektedir. Tarihöncesi çağlardan bu yana tanınan bu gezegen bilim kurgu yazarlarının da ilgi merkezi halindedir.

 

Mars'ı 1965'de ilk ziyaret eden uzay aracı Mariner 4 olmuştur. Bunu Mars yüzeyine ilk kez inen arç olan Mars 2 de dahil olmak üzere bir çok araç takibetmişdir. Aşağıda solda 1976'da Mars'a inen Viking aracının çektiği ve sağda 20 yıllık aradan sonra 4 Temmuz 1997'de Mars'a inen robot araç Pathfinder'ın çektiği yüzey fotografları görülmektedir.

Marsın yörüngesi oldukça eliptiktir. Bu Mars iklimi üzerinde önemli etkiler yaratır. Yüzey ısısında oluşan büyük farkların temel nedeni de budur. Mars yüzeyinde ortalama ısı -55°C olup, güneşten en uzak olduğu zaman kutuplarında ısı -133°C 'a kadar düşer. Oysa güneşe yaklaştığında (Mars yazında) gündüz yüzey sıcaklığı 27°C 'a kadar yükselebilir.

 

Dünyadan oldukça küçük olmasına karşın yüzey alanı yaklaşık dünyanın toplam kara alanı kadardır. Gezegenler içinde (dünya hariç) en ilginç yüzey şekillerine sahip gezegen bence Mars'dır. Hayret verici olanlardan bazıları;

Olympus Mons: Güneş sistemindeki en yüksek dağdır. Yüksekliği 24 km.'yi bulur. 6 km yükseklikte bir yar üzerine oturan tabanının çapı 500 km.dir.
Valles Marineris: Muazzam boyutlarda bir kanyon sistemi. 3000 km boyunca uzanan, derinliği yer yer 8 km'ye varan, orta bölümlerinde kuzeye doğru da kollar veren dev kanyonlar. Mars ufkunun yayından büyüklüğü hakkında fikir edinmek mümkün. (yörüngedeki uzay aracından göründüğü şekliyle)
Yandaki resmin sol yarısında, çapı 450 km'ye varan Schiaparelli krateri yer almaktadır. çevresindeki nispeten daha küçük kraterler de dikkat çekicidir. Mars'ın güney yarıküresinin büyükçe bir bülümü ay yüzeyini andırır kraterlerle kaplıdır.
Valles Marieris kanyon sistemi içinde yer alan Candor kanyonunun bir bölümünün kuzeyden görünüşü. Karmaşık bir jeomorfolojisi olan bu kanyonun oluşumunda tektoik etkiler, rüzgar ve su erozyonu, toprak kaymaları belki de volkan faaliyetleri etkili olmuştur.
Çevrelerinde akış çizgilerinin oluştuğu adalar. Muhtemeldir ki Valles Marineris kanyon sistemini kuzeyindeki vadileri oluştruan suyun muazzam bir hızı ve erezyon kuvveti vardı. Kuzeye doğru akan suyun sert engellere rastladığı yerlerde akış çizgileri oluşmuştur. Resmin üst bölümüne görünen iki adanın ve alttaki adanın çevresinde akış çizgileri şeklinde oluşmuş uçurumların derinlikleri 400 ve 600 m. kadardır.
Yukardaki katostrofik sel etkileriyle oluşmuş örneklerden farklı olarak, Mars, çoğunlukla dünyadakine benzer, küçük kanalların birleşerek daha büyük kanallar oluşturduğu drenaj sistemleri içerir. Bununla birlikte dünyadakinden farklı olarak en küçük kanallar bile çok büyük boyutlardadır. Bu da sistemin yağış sonucu olmayıp yer sularıyla ya da buz tabakası altında oluştuğunu göstermektedir. Buna benzer vadi ağlarının özellikle Mars'ın yaşlı bölgelerinde olması, eski dönemlerinde iklimin daha sıcak ve ıslak olduğuna işaret etmektedir.
Mars'ın kutupları: Solda, güney sağda ise kuzey kutup bölgesi görülmekte. Her iki kutup bölgesi de karbondioksit buzu ile kaplı. Kuzey kutbundaki karbondioksit katmanları zaman zaman eriyerek ortaya bildiğimiz buz çıkmaktadır. Ancak güney kutbundaki karbondioksit katmanları hiçbir zaman tamamen erimediğinden altinda su olup olmadığı bilinmemekte.

Mars'ın iç yapısı ancak yüzeyinin verdiği ipuçları ile tahmin edilmektedir.Dünyaya benzer ancak daha ince bir kabuk içerdiği (kuzeyde 80 km güneyde ise ancak 35 km kalınlıkta), düşük yoğunluğu nedeniyle, 1700 km çapındaki çekirdeğinin demir yanında büyük oranlarda kükürt (demirsulfid) içerdiği, arada da ergimiş kaya mantosu olduğu sanılmaktadır.

 

Merkür ve Ayda olduğu gibi Mars'da da tektonik plak aktivitesi yoktur. ve kabuk altındaki sıcak noktalar kabuğa göre aynı konumu muhafaza ediyor görünmektedir.Ancak son bulgular Mars'ın erken tarihinde tektonik plak hareketleri yaşadığı yönündedir.

 

Marsın çok ince bir atmosferi vardır. %95'i karbondioksit, %2.7 azot, %1.6 argon, %0.5 oksijen ve %0.03 su içermektedir. Erken tarihinde Mars'ın çok daha fazla dünyaya benzediği, kalın bir atmosfere sahip olduğu, dünyada olduğu gibi atmosferindeki karbondioksitin tamamına yakın bölümünü karbonat kayalarının oluşumunda harcandığı, ancak tektonik aktiviteden yoksun olduğu için geri kazanamadığı, bu yüzden de karbondioksitin sağlayacağı sera etkisinden mahrum kaldığı, yine bu nedenle soğuk olduğu düşünülmektedir (dünya güneşe Mars kadar uzak olsaydı Mars'dan çok daha sıcak bir iklimi olurdu). Sağda, Viking uzay aracı tarafından çekilmiş resimde Mars'ın ince atmosferi belirgin şekilde gözükmektedir.


Yakın zamanda Hubble Uzay Teleskopuyla yapılan gözlemler, şimdi Mars atmosferinin Viking misyonu sırasında olduğundan daha soğuk ve kuru olduğunu göstermektedir. Viking araçları Mars'da yaşam olup olmadığını anlamak amaçlı deneyler de gerçekleştirmişlerdi. Bilim adamlarının büyük çoğunluğu hayat olamadığı ancak örneklerin alındığı yerlerin de ideal yerler olmadığı fikrinde birleşmektedirler.
6 Ağustos 1996'da David McKay, Mars kökenli bir meteoritte organik bileşikler bulunduğunu ilan etti. Yazar, kayada gözlenen bu bileşiklerin, saptanan başka minerolojik ozelliklerle birlikte Mars'ın çok eski zamanlarından kalma mikroorganizmaların kanıtı olabileceğini öne sürmektedir. McKay'ın çalışmalarından sonra aksi görüşte yayınlar da olmuştur. Evrende yanlız olmadığımızı kanıtlamak için anlaşılan daha pek çok çalışma yapılması gerekmektedir.

Mars'ın global bir manyetik alanı olmamakla birlikte yer yer zayıf manyetik alanlar saptanmıştır. Eskiden varolan global alanın kalıntıları olduğu düşünülmektedir.

 

Mars, geceleri çıplak gözle görülebilir.Dünyaya göre konumu parlaklığını büyük ölçüde etkiler.

Mars'ın, Phobos ve Demios adları verilmiş, yörüngeleri Mars yüzeyine bir hayli yakın iki küçük uydusu vardır. (Gezegenlerin uyduları bölümüne bakınız.)


Mars Sayısal Değerler
 Kütle (kg) 6.421e+23 
 Kütle (Dünya = 1) 1.0745e-01 
 Ekvatoryal yarıçap (km) 3,397.2 
 Ekvatoryal yarıçap (Dünya = 1) 5.3264e-01 
 Ort. Yoğunluk (gm/cm^3) 3.94 
 Ort. Güneşden uzaklık (km) 227,940,000 
 Ort. Güneşden uzaklık (Dünya = 1) 1.5237 
 Rotasyon süresi (saat) 24.6229 
 Rotasyon süresi (gün) 1.025957 
 Orbital periyod (gün) 686.98 
 Ort. Orbital hız (km/sn) 24.13 
 Orbital eksantriklik 0.0934 
 Eksen eğimi (derece) 25.19 
 Orbital eğim (derece) 1.850 
 Ekvatoryal yer çekimi (m/sn^2) 3.72 
 Ekvatoryal kaçış hızı (km/sn) 5.02 
 Görünür geometrik beyazlık 0.15 
 Magnitude (Vo) -2.01 
 Min.Yüzey ısısı -140°C 
 Ort.Yüzey ısısı -63°C 
 Max.Yüzey ısısı 20°C 
 Atmosferik basınç (bar) 0.007 
 Atmosferik bileşimi
Karbondioksid (C02)
Nitrojen (N2)
Argon (Ar)
Oksijen (O2)
Karbonmonoksid (CO)
Su (H2O)
Neon (Ne)
Kripton (Kr)
Ksenon (Xe)
Ozone (O3)

95.32% 
2.7% 
1.6% 
0.13% 
0.07% 
0.03% 
0.00025% 
0.00003% 
0.000008% 
0.000003% 
 


Bu konu ile ilgili toplam 1 kişi yorum yapmış...

Siz de görüşlerinizi paylaşmak için tıklayınız...

Yorumlar (1)


• 16/7/2007 - DÜNYA

Kategori: LISE 1 COGRAFYA

DÜNYA


Dünyanın da bir gezegen olduğu ancak 16.yüzyılda Kopernik zamanında anlaşılmıştır.

 

Dünya, güneşten 150 milyon km. uzaklıkta 3.gezegendir. Güneşin etrafındaki turunu tamamlaması 365.256 gün alır. Kendi etrafında tam bir tur ise 23.9345 saat sürer. 12,765 km çapında Venüs'den sadece birkaçyüz km daha büyüktür. Atmosferi %78 azot, %21 oksijen ve %1 diger gazlardan oluşur.

 

Güneş sisteminin canlı barındıran tek gezegenidir. Hızlı rotasyonu, erimiş nikel-demir çekirdeği kuvetli bir manyetik alan oluşturur. Bu manyetik alan, atmosferle birlikte güneşin zararlı etkilerinin yüzeye ulaşmasını engeller. Atmosfer aynı zamanda bizi meteorlardan da büyük ölçüde korur.

 

Dünya ile ilgili konuların büyük bölümü astronominin ilgi alanı dışında kaldığından, ve çokça bilindiğinden bu bölümü kısa geçiyoruz. Aşağıda dünyanın uzaydan görüntülenmiş bazı ilginç fotograflarını görebilirsiniz.

Galileo uzay aracının Jupitere ilk gidişi sırasında, 11 Aralık 1990'da çektiği bu resimde, tam ortada, bulutlar arasından, güney amerika kıtası görülebilmekte. Güney Atlantik'te bulutlar ve meteorolojik aktivite, özellikle de cepheler bariz olarak farkedilmekte (sağ alt bölüm).
Bu fotograf Aralık 1972'de Apollo 17 ekibi tarafından, aya yolculuk sırasında çekilmiştir. Üst bölümde kırmızı-kahverenkte Afrikanın çöl alanları, Arap yarımadası , Kızıldeniz görülmekte. Alt bölgede yeryer bulutlar ve karla kaplı Antartika.
Galileo uzay aracı Jupiter'e giderken pek çok dünya ve ay resmi göndermiştir. Soldaki resim Galileo'nun1992'de gönderdiği iki ayrı dünya ve ay resmi birleştirilerek elde edilmiştir. Resimde Güney Amerika kıtası ve Karibikler belirgin şekilde gözükmekte, güneydoğu pasifikte helezon yapmış bulutlar fırtınaya işaret etmektedir.
9 Aralık 1992'de 500,000 km yükseklikten Galileo uzay aracının çektiği bu fotografta, kuzeydoğu Afrika, Mısır, Nil vadisi, Arap yarımadası, İsrail ve Kızıldeniz açık şekilde, sağ altta kısmen bulutlarla kaplı Somali gözükmekte.
Dünyanın en büyük adası Grönland ve özellikle en güney ucu gözükmekte.Uzayın siyahlığı buzulların beyazlığı ile kontrast teşkil etmekte. Kıyı şeridinde fiyordlar, Atlantik okyanusu ve Labrador denizi.
Meteroloji uydularından edinilmiş fotografların projeksiyonuyla oluşturulmuş resimde, dünyanın gece ışıklarını görmektesiniz. Nufusun ve büyük şehirlerin yoğunlukta olduğu bölgeler (Kuzey Amerika, Avrupa ve Japonya) ışıl ışıl.

Dünyanın uydusu Ay'la ilgili bilgileri 'Gezegenlerin Uyduları' bölümünde bulabilirsiniz.


 

                       Kaynak: www.catamaranvega.com/astro/04/04_03.html

                             Dünyamız ile ilgili resimleri aşağıda bulabilirsiniz.

           

                                    meteo.gov.tr/2006/uzaktanalgilama/uzaktanalgi...

            ,

                                        Dünyanın uzaydan gece görüntüsü...

                             antwrp.gsfc.nasa.gov/apod/image/0011/earthlig...

           

           

           

                                    Kuzey kutup ışıkların uzaydan görünüşü.

                                     www.istanbul.edu.tr/.../gunes/Sekil18.jpg


Bu konu ile ilgili toplam yok kişi yorum yapmış...

Siz de görüşlerinizi paylaşmak için tıklayınız...

Yorumlar (yok)


• 14/7/2007 - VENÜS GEZEGENİ VE ÖZELLİKLERİ...

Kategori: LISE 1 COGRAFYA

                                        VENÜS GEZEGENİ

Güneş’e uzaklık bakımından ikinci, büyüklük bakımından altıncı gezegen olan Venüs, Güneş ve Ay’dan sonra gökyüzündeki en parlak cisimdir. Sabah yıldızı ve akşam yıldızı olarak da adlandırılır. Venüs, iç gezegen olduğundan Arz’dan teleskopla bakıldığında Ay gibi safha gösterir.

                    

                                                 Şekil1: Venüs’ün 20 cm’lik teleskopla alınmış görüntüsü

 

Venüs’ü ilk olarak 1962 de Mariner 2  uydusu ziyaret etti. Pioneer Venus, Sovyet Venera 7 ve yüzeyin ilk fotoğraflarını gönderen Venera 9 ve diğerleri takip etti.  En son olarak, Venüs etrafında yörüngede dönen Amerikan uydusu Magellan, radar kullanarak Venüs’ün detaylı haritalarını oluşturdu.

                       

 

 Şekil 2: 1990-1994 yıllarında Magellan uydusundan alınan görüntülerin de eklenmesiyle, on yıldan daha fazla süren radar araştırmalarından elde edilen Venüs görüntüsü. Görüntünün kompozisyonu, küçük özellikleri vurgulamak ve kontrastları düzeltmek için işleme tabi tutulmuştur. Renkler yükseklikleri temsil eder (NASA/USGS).

Venüs doğudan batıya doğru döner ve 1 Venüs günü 243 Arz günüdür.Venüs’ün Güneş etrafındaki yörüngesi çembere yakın olup yörüngesindeki dönüşünü 225 Arz gününde tamamlar. Dolayısıyla, bir Venüs günü, bir Venüs yılından daha uzundur.

     Venüs ile Arz bazı yönlerden birbirine benzer: Venüs, yaklaşık %95 Arz çapında ve %80 Arz kütlesindedir. Her iki gezegen de genç yüzeylere sahiptir, yani yüzey özellikleri yakın zamanda     (300 – 500 milyon yıl önce) oluşmuş ve eski yüzey özellikleri erozyonlar, lav akıntıları gibi etkilerle tahrip edilmiştir.Yoğunlukları ve kimyasal yapıları benzerdir.

    Bu benzerliklerden dolayı, yoğun bulutlarının altında Venüs’ün Arz’a çok benzeyebileceği ve hatta yaşam olabileceği düşünülüyordu. Fakat detaylı incelemeler Venüs’ün Arz’dan çok önemli farklara sahip olduğunu gösterdi.

                   

                                      Galileo uydusundan Venüs görüntüsü

Venüs’ün yüzeydeki atmosfer basıncı Arz’dakinin 90 katıdır. Bu da yaklaşık Arz okyanuslarının 1 km derinliğindeki basınca denktir. %95 inden fazlası karbondioksitten meydana gelen atmosferde sülfirik asitten ibaret kilometrelerce kalın bulut tabakaları vardır. Bulutlar yüzeyi görüşümüzü tamamen  engeller. Venüs’ün yoğun atmosferi, sera etkisi yaratarak yüzey sıcaklığını yaklaşık 400 oC ye yükseltir ki bu da kurşunu eritebilir.

 

Venüs yüzeyinin çoğu düzlükler içerir. Aynı zamanda geniş çöküntüler vardır: Atalanta Planitia, Guinevere Planitia, Lavinia Planitia. Kuzey yarıkürede iki geniş dağlık alan vardır: Ishtar Terra (yaklaşık Avustralya büyüklüğünde) ve ekvator boyunca Aphrodite Terra (yaklaşık Güney Amerika büyüklüğünde). Isthar’ın iç kısmı yüksek bir yayladan (Lakshmi Planum) ibarettir.

                   

 

Magellan uydu radarından elde edilen veriler, Venüs yüzeyinin çoğunun lav akıntılarıyla kaplı olduğunu gösterir. Sif Mons  gibi birkaç büyük volkan (Hawaii veya Olimpus Dağına benzer) vardır. Venüs birkaç sıcak noktada hala volkanik olarak aktiftir; çoğu kısım jeolojik olarak son birkaç yüz milyon yıldır oldukça sakindir. Venüs üzerindeki en eski arazi yaklaşık 800 milyon yaşındadır. 

                    

                                    Venüs yüzeyinin gerçek renklerle ayrıntılı görüntüsü

   Küçük meteoritler Venüs’ün yoğun atmosferinde yüzeye ulaşmadan yanıp tahrip olur. Venüs üzerindeki kraterler gruplar halinde görülür ki büyük meteorların atmosferde parçalanarak yüzeye ulaştığını gösterir.

                   

Magellan verilerinden elde edilmiş Sif Mons volkanının renklendirilmiş görüntüsü  

Magellan uydu görüntüleri, çok geniş lav püskürmeleri görülen Pancake volkanları ve geniş magma yatakları üzerinde çökmüş kubbeler olan Coronae, 100 km den büyük çapıyla dev Calderas gibi,  ilginç ve eşsiz özellikler gösterir.

 

Venüs’ün manyetik alanı yoktur, bunun yavaş rotasyonundan dolayı olabileceği düşünülür. Atmosferin manyetik alanı olmadığından güneş rüzgarı atmosferin derinlerine işler.


Bu konu ile ilgili toplam yok kişi yorum yapmış...

Siz de görüşlerinizi paylaşmak için tıklayınız...

Yorumlar (yok)


• 12/7/2007 - MERKÜR VE ÖZELLİKLERİ

Kategori: LISE 1 COGRAFYA

 

      

 

 

 

MERKÜR



Merkür Roma'lılar tarafından, Roma mitolojisinde, tanrıların, ayağına hızlı habercisi olan Merkür'e izafeten isimlendirilmiştir. Bunun nedeni, diğer gezegenlere oranla çok hızlı hareket etmesi olsa gerek. Çok eski çağlardan beri, en azından Sümerliler tarafından (M.Ö. 3.milenyum) tanınmaktadır. Yunanlılar tarafından sabah göründüğünde Apollon ve akşamları göründüğünde Hermes (tanrıların habercisi) olarak iki ayrı adla tanınmaktadır. Bununla birlikte yunan astronomları aynı cisim olduğunun farkındadırlar. Hatta Heraklitus, Merkür ve Venüsün o zamanki inancın aksine, dünyanın değil de güneşin etrafında döndüğüne inanmaktadır.

 

Güneş'e en yakın ve Pluto'dan sonra en küçük 2. gezegendir. Çapı dünyanınkinden %40 ufak ve ayınkinden %40 büyüktür. Jupiterin uydusu Ganimede'den ve Satürn'ün uydusu Titan'dan bile daha küçük ancak kütlesi bu iki uydudan da büyüktür.

 

Merkür'ün yörüngesi birhayli eksantrik olup güneşe en yakın noktada güneşe uzaklığı 46 milyom km iken en uzak noktada 70 milyon km'ye varır. 19.Yüzyıl astronomları, Merkür'ün hareketini çok dikkatle gözlemişler, ancak gözlemlenen ve hesaplanan arasındaki, küçük ama ihmal edilemez farkları Newton fiziği ile açıklayamamışlardır. Einstein'ın Rölativite Teorisi'nin erken kabul görmesinde, Merkür'ün yörüngesel hareketini açıklayabilmesi çok etkili olmuştur.

 

1962 yılına kadar Merkürün her zaman aynı yüzünün güneşe dönük olduğu sanılaktaydı. Bu astronomide birbiri çevresinde dönen cisimlerde zaman zaman rastlanan bir durum olup "orbital/rotational resonance 1:1" olarak ifade edilir. Ancak 1965 yılında gerçekleştirilen doppler radar tekikleriyle orbital/rotasyonal bir rezonans olduğu fakat bunun oranının 2:3 olduğu anlaşılmıştır. Güneş sitemi için bu oran tek örnektir. Yani Merkür güneş etrafında iki kez döndüğünde kendi etrafında da 3 kez dönmüş olur.

 

Merkür hakkındaki bilgilerimizin büyük bölümünü 1975 ve 1974 yılları boyunca Mariner-10 uzay aracının 3 kez Merkür'ün yakınından geçerek yaptığı gözlemlere borçluyuz. Güneş'e yakınlığı nedeniyle Hubble Uzay Teleskopu ile çok sağlıklı gözlemler yapılamamaktadır.

Yüzeyi ay yüzeyine çok benzer, yüzlerce km uzunlukta ve kilometrelerce yükseklikte sarp kayalıklar, uçurumlar ve kanyonlar ve çok sık ve değişik büyüklükte kraterlerden ve kraterler arası düzlüklerden oluşmaktadır. Kraterlere meteorların neden olduğu diğer uzun ve yüksek engebelerin de soğuyarak büzüşme sonucunda ortaya çıktığı sanılmaktadır. Kraterler arasında düzlükler yaygın olarak bulunmakta, bazı kraterlerin içlerini katılaşmış lav göllerinin düzleştirdiği, edinilen fotograflardan izlenebilmektedir.

Merkür yüzeyindeki 90 Kelvinle 700 Kelvin arasındaki aşırı ısı değişiklikleri başka hiçbir gezegende görülmez. Venüs yüzeyi biraz daha sıcak olmakla birlikte son derece stabildir.

Daha önceleri tümünün katı olduğu sanılan 1800 - 1900 km. yarıçapında (dünyanınkinden daha büyük) demirden oluşmuş bir çekirdeğe sahiptir. Çok zayıf da olsa gezegenin bir manyetik alanının olması (dünyanın m.alanının %1i kadar) , çekirdeğin bir bölümünün halen erimiş halde bulunduğunu düşündürmektedir.
Çok ince bir atmosfere sahiptir. Bu atmosferi, güneş rüzgarlarının yüzeyden kopardığı atomlar oluşturur. Ancak sıcaklık çok fazla olduğundan atomalrın bir bölümü uzay boşluğuna yayılarak gezegeni terkeder. Bu nedenle Venus ve dünyanın stabil atmosferlerinin tersine Merkür'ün ince atmosferi bir taraftan dolarken diğer taraftan boşalır.



Merkür Sayısal Değerler
 Kütle (kg) 3.303e+23 
 Kütle (Dünya = 1) 5.5271e-02 
 Ekvatoryal yarıçap (km) 2,439.7 
 Ekvatoryal yarıçap (Dünya = 1) 3.8252e-01 
 Yoğunluk (gm/cm^3)* 5.42
 Güneşe uzaklık (km)* 57,910,000 
 Güneşe uzaklık (Dünya = 1)* 0.3871 
 Rotasyon süresi (gün) 58.6462 
 Orbital süre (gün) 87.969 
 Orbital Hız (km/sn)* 47.88 
 Orbital eksantriklik 0.2056 
 Eksen eğimi (derece) 0.00 
 Orbital eğim (derece) 7.004 
 Equatoryal yer çekimi (m/sn^2) 2.78 
 Equatorial kaçış hızı (km/sn) 4.25 
 Görünür geometrik beyazlık 0.10 
 Magnitude (Vo) -1.9 
 Ort.Yüzey ısısı 179°C 
 Max.Yüzey ısısı 427°C 
 Min.Yüzey ısısı -173°C 
 Atmosfer bileşimi
Helyum
Sodyum
Oksijen
Diğer

42% 
42% 
15% 
1% 

 

Kaynak: www.catamaranvega.com/astro/04/04_03.html


Bu konu ile ilgili toplam 2 kişi yorum yapmış...

Siz de görüşlerinizi paylaşmak için tıklayınız...

Yorumlar (2)


• 11/7/2007 - GÜNEŞ

Kategori: LISE 1 COGRAFYA

 

                                                                GÜNEŞ


 

Çap :
Kütle :
Yüzey sıcaklığı :
Çekirdek sıcaklığı :
1,390,000 km
1.989e30 kg
5,800 K
15,600,000 K


Güneş, galaksimizde sayıları 100 milyarı aşan G2 sınıfı yıldızlardan biridir. (Yıldızlar spektum analizlerizlerinde beliren çizgilere göre sınıflandırılırlar. Kabaca yüzey sıcaklıklarını belirten bu sınıflama bir harf ve rakamla belirtilir. Ana sınıfları oluşturan harfler sırasıyla O, B, A, F, G, K ve M dir. O en sıcak ve M en soğuku temsil eder. Rakamlar harfle belirtilen ana gruplar arasındaki alt grupları ifade ederler. Bu sınıflamaya göre güneşimiz G2 grubunda bulunur.)

Güneş sistemindeki en büyük cisim güneşdir ve toplam kütlenin %99.8'ini oluşturur. Geri kalan kütlenin de çok büyük bir bölümün Jupiter'e aittir.

Güneş %75 hidrojenden ve %25 helyumdan oluşmaktadır (Bu oranlar kütlesel oranlardır, atom sayılarına göre %92.1 hidrojen ve %7.8 helyum). Geri kalan herşey (metaller) kütlenin ancak %0.1'ini oluşturular. Bu oran, çekirdekte hidrojenin helyuma dönüşmesi nedeniyle, zaman içinde helyum lehine değişmektedir.

Güneşin rotasyonu kutuplarından ekvatoruna değişiklik göstermektedir. Kutuplar her 36 günde rotayonunu tamamlarken ekvatoryal bölgede bu 25.4 günde gerçekleşir. Bu garip davranış güneşin dünya gibi katı bir cisim olmamasından kaynaklanır. Aynı şey gaz gezegenler için de geçerlidir. Bu rotasyon farklılığı güneşin derin katmanlarıda da söz konusudur. Ancak çekirdeği katı bir cisim gibi davranır ve bütün olarak döner.

Çekirdekte (yaklaşık 1/4 iç bölüm) sıcaklık 15.6 milyon Kelvin ve basınç 250 milyar atmosfer gibi aşırı değerlerdedir. Nükleer füzyon reaksiyonuyla güneşin üretiği enerji 386 milyar çarpı milyar me***** (3.86e33 erg/sn.) civarındadır. Her bir saniyede 700 milyon ton hidrojen yaklaşık 695 milyon ton helyuma dönüşmekte ve 5 milyon ton (3.86e33 erg) enerji gamma ışıması şeklinde açığa çıkmaktadır. Gamma ışınları yüzeye dogru gelirken belli bir oranda absorbe olur ve ısı giderek düşer. Yüzeyde büyük oranda görünür ışık haline dönüşür. Yüzeye doğru katettiği yolun son %20'sinde radyasyondan çok konveksiyonla taşınır.

Fotosfer olarak adlandırılan yüzey 5800 K sıcaklığındadır.Güneş lekeleri nispeten daha soğuk bölgeler olup 3800 K sıcaklıktadırlar ve 50,000 km çapa varan alanlar kaplayabilirler. Lekelerin nedeninin güneşin manyetik alanıyla ilgili karmaşık bir mekanizmanın sonucu oluştuğu bilinmekle birlikte hala karanlık noktalar içermektedir. Fotosferin üzerinde küçük bir bölge kromosfer olarak adlandırılır.
Kromosferin de üzerinde yoğunluğu çok düşük olan bölge korona olarak adlandırılır. Korona uzaya doğru miliyonlarca kilometre uzanır. Tam güneş tutulmaları sırasında görünür hale gelir. Sağdaki fotograf 1991 yılındaki tam tutulma sırasında California Baja'da çekilmiştir ve koronayı belirgin şekilde göstermektedir. Koronanın sıcaklığı 1,000,000 Kelvin'in üzerindedir.

Güneşin manyetik alanı dünya standartlarına göre çok kuvvetli ve çok karmaşıktır. Magnetosfer olarak adlandırılan (heliosfer olarak da adlandırılır) bu alan Pluto'dan daha ötelere kadar uzanmaktadır.

Güneş, ısı ve ışığa ek olarak, yoğunluğu düşük, artı ve eksi yüklü parçacıklar (çoğunluğunu elektron ve protonların oluşturduğu) yayar. Güneş rüzgarları olarak da isimlendirilen bu akım güneşden çevreye saniyede 450 km hızla yayılırlar. Bu olay dünyada gerilim hatlarında voltaj dalgalanmalarına, elektromanyetik dalgalarla yapılan haberleşmelerin (radyo tv yayınları telsiz haberleşmeleri gibi) zaman zaman aksamasına neden olur. O harika kuzey ışıklarının (aurora borealis) oluşum nedeni de güneş rüzgarıdır. Kuyruklu yıldızların kuyruklarının oluşması güneş rüzgarları nedeniyledir. Rüzgarın uzay araçlarının yörüngelerine yaptığı etki ölçülebilir düzeydedir. (soldaki fotograf güneşin x-ışını fotografıdır).

Sağdaki güneş fotografı 19 aralık 1973'de Skylab uzay istasyonundan çekilmiştir. Güneş yüzeyinden, güneşin manyetik alanıyla ötelenen olağanüstü bir alev kolunu göstermektedir. Resimdeki alevler güneşten 588,000 km uzağa kadar ulaşmaktadır.

Ne güneş lekelerinin yaygınlığı ne de güneşin yaydığı enerji sabit değildir. 17. yüzyılın ikinci yarısına rastlayan ve Maunder Minimum diye adlandırılan, güneş lekelerinde aşırı bir azalmanın yaşandığı bir dönem bilinmektedir. Güneşin oluşumundan bu yana güneşin yaydığı enerjide %40 kadar bir artış olmuştur.

Güneş yaklaşık 4.5 milyar yaşındadır. Başlangıcından bu yana çekirdeğindeki hidrojenin yarısını kullanmıştır. Rahatlıkla bir 5 milyar yıl daha enerji yaymaya devam edecektir. Bu süre içinde parlaklığı da iki kat artacaktir. Eninde sonunda hidrojen yakıtını tüketecek ve kendi boyutundaki her yıldız gibi dünyayı da içine alacak bir kırmızı deve dönüşecek, daha sonra